Savaşın yedinci gününde dünya yeni bir denklem yaşıyor. Dünyanın dengesini değiştirecek bu savaş, şimdiden bazı tabloları şekillendirdi. Hem bölge ülkeleri hem de uluslararası ölçekte bazı noktalar belirgin hâle geldi. Bu durumu sekiz başlık altında değerlendirebiliriz:

Birincisi; Beklenenin Üzerinde Karşılık: İran, ABD ve siyonist israile beklenenin üzerinde bir karşılık verdi. Çok kapsamlı ve sarsıcı hamleler yaptı ve yapmaya devam ediyor. ABD dâhil birçok aktör şaşkınlık yaşıyor. Özellikle ABD üslerinin ağır şekilde hedef alınması dikkat çekti. Bu gidişat, hem Körfez ülkeleri açısından hem de uluslararası ölçekte yeni bakış açılarını ve yeni hamleleri beraberinde getirecektir.

İkincisi; ABD Üsleri ve Radar Sistemleri: İran, Körfez ülkelerindeki ABD radar sistemlerini imha etmiştir. Bu sistemlerin devre dışı kalmasının ardından İran uçakları havalandı. Hatırlanacağı üzere 12 gün savaşında hiçbir İran uçağı havalanmamıştı. Çünkü ABD radarları aktifti. Ama bugün hiçbir ABD radarı aktif değildir. Hatta Katar’daki 1.1 milyar dolarlık ABD radarı da İran füzeleriyle imha edildi.

Üçüncüsü; ABD’nin Savaş Kapasitesine Yönelik Tartışmalar: İran’a yönelik ilk saldırıda bir okulun vurulması ve 165 çocuğun şehit edilmesi büyük tepki topladı. Bu olay, ABD’nin savaş kapasitesi ve hedef seçimi konusunda ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. Savaş kapasitesinin bir balon olduğu ortaya çıktı. Ve uluslararası arenada zaten tartışmalı bir sicile sahip olan ABD, bu saldırıyla daha fazla eleştiriye maruz kaldı. Öte yandan bu durum, İran halkının kenetlenmesine yol açtı.

Dördüncüsü; Körfez Ülkelerinin Güvenlik Algısı: Şimdiye kadar ABD’nin kendilerini her koşulda koruyacağını düşünen Körfez ülkeleri, ABD’nin kendi üslerini dahi korumaktan aciz olduğunu görmüş oldu. Bu tablo, bölge ülkelerini yeni güvenlik arayışlarına yöneltecek ve ABD’den uzaklaştıracaktır. ABD’nin mutlak bir güvenlik sağlayıcısı olduğu algısı ortadan kalkmıştır.

Beşincisi; ABD Kamuoyu: ABD kamuoyunda İran’a yönelik saldırıya destek vermeyen yüzde seksen beşlik bir kesim var. Savaşın ekonomik maliyeti ve dış politika tercihleri tartışma konusudur. Siyonist israille ilişkiler ve Washington’daki siyasi dengeler de bu süreçten etkilenecektir. Özellikle ABD’de uzun zamandır kan kaybeden Yahudi lobisi, İran saldırısıyla daha da kan kaybedecektir. Savaş nedeniyle ekonomik zararların iç siyasete yansıması da çok daha belirgin hale gelecektir.

Altıncısı; Çıkış Yolu Arayışı: ABD’nin İran saldırısıyla ilgili hesabı tutmadı. İran içinde beklenen iç karışıklık yaşanmadı; aksine İran halkı açısından toplumsal birliktelik güçlendi. Diğer taraftan ABD’nin gördüğü zarar açısından artan askeri ve ekonomik maliyetler, diplomatik bir çıkış arayışını gündeme getirdi. Ancak İran, durumun farkında; ABD ve siyonist israilin sıkışıklığını bilerek müzakereye kapalı olduğunu açıkladı.

Yedincisi; ARAMCO Saldırısı: Suudi Arabistan’daki ARAMCO tesisleri saldırıya uğradı. İran bu saldırıyı gerçekleştirmediğini açıkladı.

Peki, saldırıyı kim gerçekleştirdi?

Bunu daha iyi anlamak için Suudi Arabistan ile Pakistan arasında bulunan güvenlik anlaşmalarına bakmak gerekir: Malum olduğu üzere Suudi Arabistan ile Pakistan arasında bir anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşmaya göre Suudi Arabistan’a yapılmış bir saldırı Pakistan’a yapılmış sayılacak, Pakistan’a yapılan bir saldırı ise Suudi Arabistan’a yapılmış kabul edilecektir. Bu durumu hesaplayan ABD ve israilin, ARAMCO’ya saldırarak, İran’ın Suudi Arabistan’a saldırdığı algısını oluşturarak Pakistan’ı sürece dâhil etme amacı taşımaktadır. Pakistan güçlü bir ülkedir ve İran ile karşı karşıya getirilmek istenmektedir. ABD ve israilin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için çeşitli yollar denemenin bir planıdır. Ancak İran, söz konusu saldırıyı gerçekleştirmediğini açıklamakla bu oyunu bozmuştur.

Sekizincisi; Görünen Tehlike: İran açısından en büyük risk, savaşın bölgeye yayılmasıdır. Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin hedef alınması ayrı bir denklem oluştururken, farklı ülkelerin sürece dâhil olması çok daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Kuveyt’teki havalimanına yönelik saldırı ve Türkiye yönüne ilerlediği belirtilen balistik füze, dengenin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. Bu durum, hem İran açısından büyük bir risk taşımakta hem de İslam âlemi için Şii-Sünni ekseninde mezhepsel gerilimleri tetikleme potansiyeli barındırmaktadır.