ABD, israil ve İran arasında yaşanan savaşın çıkmaza girmesi, özellikle siyonist israil açısından yeni arayışları beraberinde getirmiştir. Bir tarafta Netanyahu’yu bekleyen ciddi suç dosyaları, diğer tarafta ise Lübnan bölgesinde topraklarını genişletme hesapları bulunmaktadır.
Hayal dünyasında yaşayan Siyonist zihniyet, ortaya çıkan kaotik ortamdan istifade etmeye çalışmaktadır. Bu süreçte ABD’yi de kendisine kalkan yapmış durumdadır. Ancak görünen o ki, dünyada siyonist israile yönelik artan nefretle birlikte ABD’ye karşı duyulan tepki de giderek büyümektedir.
Siyonist israilin geçmişine bakıldığında, varoluşunun büyük ölçüde kaos ve savaş ortamı üzerine inşa edildiği görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan bu siyonist yapı, aslında savaşın galipleri olan ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin şekillendirdiği yeni dünya düzeninin bir ürünüydü. Bugün de israil, ABD’nin küresel gücünü kendi lehine kullanmaya devam etmektedir.
Ancak bu durum, uzun vadede ABD’yi de zayıflatmaktadır. israil yanlısı politikalar, ABD’nin küresel hegemonyasını aşındırmakta ve özellikle Çin ile olan rekabetinde elini zayıflatmaktadır. Nitekim günümüz uluslararası sisteminde büyük güç rekabetinin yeniden sertleştiği ve bölgesel krizlerin küresel mücadeleye dönüştüğü görülmektedir.
Oysa İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin yükselişi, dünya genelinde olumlu karşılanmıştı. Milyonlarca ölümü getiren Hitler Almanya’sının yıkımından sonra insanlar barış getiren gücü desteklemiş ve ABD’ye ciddi bir sempati duymuştu. ABD, bu süreçte önemli bir prestij kazanmıştı.
Bugün ise tablo tersine dönmüş durumdadır. ABD, birçok kesim tarafından geçmişte Hitler Almanya’sına duyulan öfkeye benzer bir tepkiyle karşı karşıyadır. Özellikle Gazze ve İran bağlamında siyonist israile verdiği koşulsuz destek, dünya kamuoyunda ciddi bir öfke oluşturmuştur.
Bu gelişmeler, yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değil, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Nitekim mevcut savaşın sadece askeri değil; enerji, ekonomi ve jeopolitik dengeler açısından da çok katmanlı bir süreç olduğu bilinmektedir.
Tüm bu sürecin arka planında, “Siyonizm eksenli” politikaların belirleyici olduğu gerçekliğidir. Bu doğrultuda siyonist israilin, ABD’yi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği açıktır. Ancak gelinen noktada hem ABD hem de israil, İran karşısında zor bir süreçten geçmektedir.
Bunun içindir ki ABD, bu savaştan bir çıkış yolu aramaktadır. Kaybettiği prestiji yeniden kazanmak için bir başarı hikâyesi oluşturmak istemektedir. Ancak uluslararası kamuoyunda buna olan inanç giderek zayıflamaktadır. İran’da rejim değişikliği hedefinden uzaklaşıldığı, sürecin daha çok “Hürmüz Boğazına” indirgendiği görülmektedir.
Sonuç olarak; bu savaştan en fazla zarar gören aktörlerden birinin ABD olacağı değerlendirilmektedir. ABD’nin hem dış politikada hem de kendi iç dinamiklerinde bir hesaplaşma sürecine girmesi muhtemeldir. Ayrıca Çin ile rekabet etmek için güçlü olması gereken ABD’nin, israil yanlısı politikaları nedeniyle ciddi bir mevzi ve prestij kaybı yaşadığı da açıktır.