Ortadoğu’nun tarihsel kırılganlığı, bugün işgalci israilin saldırgan söylemleriyle daha da derinleşiyor. Katil Netanyahu’nun “Şii ekseni” ve “Sünni ekseni” ifadeleri, bölgeyi mezhepsel fay hatları üzerinden yeniden tanımlarken aslında barış değil, yeni bir çatışma düzeni inşa etme niyetini açıkça ortaya koyuyor. Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi ülkelerle “Altıgen” adı verilen ittifak girişimi, güvenlik bahanesiyle bölgeyi kutuplaştırma ve küresel ölçekte gerilim yaratma stratejisinin son halkasıdır.

Ümmeti eksenlere bölerek parçalamaya çalışan katil israil, aynı anda Hindu, Yahudi, Hristiyan ve hatta dinsizleri bir araya getirip yeni ittifaklar kuruyor. Bizi millet millet, ırk ırk diye ayırırken, kendisi bütün çıkarcı güçleri tek çatı altında topluyor. Ardından da sırayla ayırdığı taraflara yönelip işlerini bitiriyor. Dün “Şii ekseni” diyerek bölgeyi böldü ve kendi planlarını uyguladı; bugün ise “Sünni ekseni” söylemiyle yeni bir şeytanlığın temellerini atıyor. Peki, bizler daha ne kadar bu oyunlara kanacağız, daha ne kadar bu kışkırtıcı stratejilerin peşinden sürükleneceğiz?

israilin sicili bellidir: İran’ın nükleer programı üzerinden yıllarca “her an bomba yapacak” söylemiyle dünya kamuoyunu yanıltan, tıpkı ABD’nin Irak işgalinde kullanılan yalan haberler gibi bölgeyi sürekli bir tehdit algısı altında tutan bir aktörden söz ediyoruz. Barış girişimlerini fiilen rafa kaldırarak hiçbir anlaşmaya sadık kalmayan, Gazze’den Suriye’ye, Sudan’dan Somali’ye kadar kriz bölgelerinde doğrudan veya dolaylı müdahalelerle gerilimi artıran bir ülke, bugün yeni stratejisiyle kıtalararası bir çatışma ihtimalini gündeme getiriyor. Bölgenin kanına doymadı kıtaların kanını istiyor.

Bu yeni strateji, mezhepsel kutuplaşmayı derinleştirerek bölgesel çatışmaları körükleyecek, Ortadoğu meselelerini Akdeniz ve Asya’ya taşıyarak enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde doğrudan tehdit oluşturacaktır. Diplomasi yerine güvenlik eksenli politikaların öne çıkması, barış girişimlerini zayıflatacak ve bölgeyi daha kırılgan hale getirecektir. israilin bu yaklaşımı, yalnızca bölge ülkelerini değil tüm dünyayı ilgilendiren bir risk haline dönüşmektedir. Şu anda Amerika İran’a saldırdı saldıracak diye dünya diken üstünde durmaktadır. Bunun arkasında da yine katil Siyonist devlet bulunmaktadır.

Bölge ülkeleri için artık tercih değil zorunluluk haline gelen bir karşı strateji geliştirilmelidir. İslam ülkeleri, mezhepsel ayrışmayı reddeden ve bölgesel iş birliğini öne çıkaran bir diplomasiyle hareket etmelidir. Batı eksenli ittifaklara karşı kendi güvenlik forumlarını kurmak, enerji ve ticaret üzerinden ortak projeler geliştirmek, ekonomik bağları artırarak siyasi gerilimleri azaltmak zorundadır. Ayrıca işgalci israilin sürekli tehdit söylemine karşı, uluslararası kamuoyunda barış ve istikrar vizyonunu güçlü bir şekilde anlatmak, bölge ülkelerinin sorumluluğudur. Yoksa Amerika ve Trump’ı arkasına alan katil Netanyahu, dünyayı ateşe vermekten bir an bile tereddüt etmez.

Bugün karşımızda duran gerçek şudur: israilin “Altıgen” stratejisi barışın değil, çatışmanın habercisidir. Bu strateji, bölgeyi daha kırılgan, dünyayı daha tehlikeli bir geleceğe sürüklemektedir. Eğer bölge ülkeleri kendi iradeleriyle ortak bir duruş sergilemezse, işgalci israilin kışkırtıcı politikaları yalnızca Ortadoğu’yu değil, küresel barışı da ateşe atacaktır.

Ancak asıl tehlike, bu saldırgan politikalara karşı dünyanın sessiz kalmasıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin koşulsuz bir şekilde israilin yanında saf tutması, her adımını sorgusuz sualsiz desteklemesi, küresel barışın altına dinamit koymaktır. Avrupa ise suskunluğunu koruyarak, diplomatik bir tavır almak yerine seyirci kalmayı tercih ediyor. Bu sessizlik, işgalci israilin kışkırtıcı söylemlerini ve saldırgan politikalarını daha da cesaretlendiriyor.

Ortadoğu’nun geleceği, yalnızca işgalci israilin stratejileriyle değil, dünyanın bu stratejilere verdiği tepkilerle de şekillenecek. Eğer küresel aktörler bu politikaları sorgulamaz, karşısında durmaz ve barıştan yana net bir tavır koymazsa, işgalci israilin saldırganlığı yalnızca bölgesel değil kıtalararası bir çatışmaya dönüşecektir. Bugün sessiz kalanlar, yarın bu sessizliğin bedelini çok daha ağır ödeyecektir.