PKK, 52 yıldır Kürt halkını özgürlük hayalleri ile kandırdı. Değerlerini açık artırmaya çıkarıp sattı. Ve umutlarını karanlık masalarda pazarladı. Kendisine biat etmeyen, toprağını ve onurunu koruyan her Kürd’ü "satılık" diye yaftalayan bu örgüt; aslında Kürd’ün aklını, dinini, tarihini ve evini kendi ideolojik ajandasına peşkeş çekmiştir. Ortaya çıkan tablo, bir özgürlük mücadelesi değil, adeta zifiri karanlık bir ihanetin tarihidir. İhanetin ilk adımı, Kürtlerin binlerce yıllık kültürel ve toplumsal dokusuna savaş açmakla atıldı. İthal sosyalist ideolojileri bir deli gömleği gibi halka giydirmeye çalışan yapı; camileri hedef alan, dini önderleri dışlayan ve her fırsatta kutsallara saldıran bir tutum sergiledi. Kürt halkının en büyük sığınağı olan İslamî değerler, örgütün seküler ve materyalist çizgisine kurban edildi. Kürd’ün bin yıllık imanını dinsizliğe kurban edip, yerine yabancı bir yaşam biçimini dayattılar. Bu yabancılaşma sadece dinle sınırlı kalmadı; Şeyh Said’den Seyid Rıza’ya, Said-i Nursi’den Molla Mustafa Barzani’ye kadar Kürt tarihinin gerçek önderleri, örgütün ideolojik kalıplarına sığmadıkları için düşmanlaştırıldı. Kürd’ün asaleti, köksüz bir "militan kültü" uğruna yok edildi. Kürtler onların elinde köksüz bir ağaç gibi oldu.
Örgütün halka yaşattığı hezimetlerden biri ise dağlarda heba ettiği Kürt gençliği ve "öz yönetim" yalanıyla kazılan hendekler oldu. Bu hendekler Kürd’ün özgürlüğü için değil, Kürd’ün evini başına yıkmak için kazıldı. Diyarbakır, Sur, Nusaybin ve Cizre harabeye çevrilirken; halk perişan edildi, binlerce yıllık yerleşim yerleri örgütün stratejik körlüğüne kurban edildi. Korunaklı sığınaklarından halkın mahvını izleyen üst akıl, arkasında yıkılmış şehirler ve evsiz bir halk bıraktı. Kürt halkının hayatı, örgütün dar grup çıkarları için göz kırpmadan harcandı. Türkiye’de hezimetten ders almayan bu yapı, Suriye’de, Amerika ve israilin "kara gücü" olmayı başarı sanan Kandil aklı ile Kürt gençlerini emperyalist bir kumara sürdü. Hızlı bir çöküşle Kürt evlatlarını dünyaya rezil ettiler, liderler savaşında Kandil'e yem yaptılar. Amerikan siyasetini de okuyamayarak ortada kaldılar.
Yine bu yapı Türkiye'de her seçimde gerçek Kürt iradesini de gasp ettiler, Kürt önderlere ve toplumun kanaat önderlerine yer vermek yerine; marjinal sol gruplara, Türk sosyalist fraksiyonlarına ve Kürt halkının değerlerine tamamen yabancı figürlere alan açtılar. Bugün DEM çatısı altında Meclis’e taşınan milletvekillerinin profiline bakıldığında, çoğunun Türk, bir kısmının ise Arap ve Ermeni kökenli marjinal isimlerden oluşması tesadüf değildir. Kürt halkı sandıkta irade beyan ederken, oylar bizzat kendi toplumu tarafından dışlanmış marjinal yapılara peşkeş çekilmektedir. Bu denklemde bedeli hep Kürt halkı ödemiştir. Ancak bu acıların üzerinden siyaset yaparak Meclis koltuklarında "ortak yaşam" nutukları atanlar, Avrupa başkentlerinde sefa sürenler ve Kürtlerin kutsallarına hakaret eden ithal figürlerdir. Kürd’ün kendi evindeki siyasi temsiliyeti, Kürt kültürüyle hiçbir bağı olmayan bu odaklara bizzat örgüt eliyle hediye edilmiştir. Kürt’süz bir Kürt’lük, iki kelime Kürtçe bilmeyen ucube bir yapı ortaya çıkarmıştır.
İhanetin en somut belgesi ise yıllarca gençleri "ya özgürlük ya ölüm" diyerek ölüme gönderen lider kadrosu, ilk ciddi sınavda davanın tümünü daha havada iken satarak gösterdi. Abdullah Öcalan’ın yakalandığı andan itibaren daha havada iken sergilediği kayıtsız şartsız teslimiyet ve "devletin hizmetindeyim" beyanıydı. En alt seviyede bir militanın gösterdiği dirayeti bile gösteremedi. Örgütün karanlık tarihinde sadece dışarıdaki Kürtler değil, itiraz ettikleri için "ajan" ya da "hain" damgasıyla infaz edilen on beş bin Kürt genci de bu "ihanet" furyasından nasibini almıştır. PKK, kendi içindeki sorgulayan Kürt aklını katlederek aslında Kürt gençliğinin enerjisini ve geleceğini bizzat kendi elleriyle bilerek yok etmiştir. Ve bundan zerre pişmanlık duymamıştır.
Apoculuğun kısa hikayesi aslında devasa bir ihanetler yumağından ibarettir. Sözde halklarla kardeştir ama kendisi gibi düşünmeyen her Kürt ile amansız bir düşmandır; Kürtleri vatan için savaşa çağırır ama bir devlet kurma fikrine herkesten önce kendisi karşı çıkar. Kürt aşiretlere savaş açar ama Arap aşiretlerini çıkarı için yönetime dahil eder; ağalık sistemine düşman iken herkesin kayıtsız şartsız tek bir ağaya kul olmasını bekler. Apo ve avenesi, devletin emrindedir ama Kürt devleti oluşumuna düşmanlık eder. İhaneti hendekte, paradigma değişiminde, Kürt devletine düşmanlıkta, İmralı ve komisyon tutanaklarında görmek istemeyenler, başını kuma gömen deve kuşuna döndüler. Eğer tüm bu tabloya rağmen gerçekleri görmüyorsanız, bir doktora görünseniz iyi olur! Lütfen örgütün tavsiye ettiği bir doktor olmasın!