İslam davası, ilk andan itibaren şehitlerin omuzlarında ve büyük fedakârlıklarla yayılmış, büyüyerek günümüze kadar ulaşmıştır. Hz. Sümeyye ve Hz. Yasir, bu kutlu kervanın ilk öncüleridir. İslam davası uğruna şehit verilmemiş bir mekân, ay, gün ya da saat yoktur. Her yaştan, her renkten ve her ırktan; kadın-erkek nice canlar feda edilmiştir.
Fakat bazı mekânlar, aylar ve günler şehitlerle müsemma (özdeşleşmiş) olmuştur. "Şehitler Tepesi, Şehitler Yurdu, Şehitler Vadisi, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü" gibi isimler bunun en güzel örnekleridir. İslam coğrafyasında; Hasan el-Benna, İskilipli Atıf Hoca, Metin Yüksel, Malcolm X, Abbas Musavi, Selimhan Yandarbiyev gibi pek çok değerli şahsiyetin şubat ayı içerisinde şehit olmasından dolayı, bu ay İslam dünyasında "Şubat: Şehitler Ayı" olarak isimlendirilmiştir.
İslam davasında şehitlik makamı, son derece ulvi ve şerefli bir mertebedir. Allah Teâlâ, şehitleri "ölü" değil, "diri" olarak niteler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dahi şehit olmayı, tekrar dirilmeyi ve tekrar şehit olmayı murat etmiştir. Başta sahabe-i kiram olmak üzere bütün müminler, gönüllerinde şehadet arzusunu taşımışlardır.
İslam davası; zorlu ve zahmetli aşamalardan geçerken, şehitlerin kanının bereketiyle bu badireleri atlatmış ve zafere ulaşmıştır. Sadece maddi zorluklar değil, manevi sıkıntılar da şehitlerin bereketiyle aşılmıştır. Tarihe bakıldığında, şehitlerin arttığı dönemler genellikle Müslümanların başarıya ve büyük zafere en yakın olduğu anlardır.
Şehadet aşkı olmadan; dünya konforu, dünya sevgisi, atalet ve ölüm korkusu aşılamaz. Ölüm, fıtri olarak insanın çekindiği bir durumdur. Savaş, yaralanma, esir edilme korkusu ya da çocuklarının yetim, eşinin dul kalması endişesi beşerî bir duygudur. Ancak İslam düşmanlarını asıl korkutan ve mücadele alanında geri adım attıran güç; Müslümanların, inandıkları dava uğruna hayatlarını seve seve feda etme arzusudur. Bu bir akıl tutulması veya psikolojik bir rahatsızlık değil; aksine davasına sadık, basiretli ve aşk ehli insanların bilinçli bir tercihidir.
Eğer "Şehitler Ayı" ile birlikte bir de "Şehitler Yılı" ve günümüzün "Şehitler Yurdu" seçilecek olsaydı, bu şüphesiz 2024-2025 yılları ve Gazze mekânı olurdu. Gazze’de çok kısa sürede, hem sayısal hem de nitelik olarak çok büyük bedeller ödendi.
İsmail Heniyye, Salih el-Aruri, Muhammed Dayf, Yahya Sinvar ve diğer tüm kahramanlar... Her yaştan ve her makamdan on binlerce şehit verildi. En iyimser rakamlarla bile 80 bin şehitten bahsediliyor. 360 kilometrekarelik küçücük Gazze’ye bu sayı bölündüğünde, her 4 bin 500 metrekareye bir şehit düşmektedir. Bazı bölgelerde bu alan çok daha küçülmekte; yıkılan tek bir binada onlarca, hatta yüzlerce can şehit verilmektedir. Bu, sarsıcı bir tablodur.
Bütün bu bedellere rağmen Gazzelilerin direnmeye devam etmesi ve ölümü "öldürmeleri", ancak şehitlerin kanının bereketiyle açıklanabilir. Gazze bugün bizlere şu mesajı veriyor:
"Ey Müslümanlar! Dünya konforundan, rızık endişesinden, düşmanın tehditlerinden ve teknolojik silahlarından korkmaktan kurtulmak; nefsani zincirlerinizi kırmak istiyorsanız; şehitlerin yolunu takip edin ve şehadet mektebinden mezun olmaya çalışın."
Allah bütün şehitlerimize rahmet eylesin. Bizleri onların kutlu yolundan yürümeye ve mukaddes miraslarına sahip çıkmaya nail eylesin.