Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündeminde bulunan öğrenci affı teklifi, binlerce gencin yeniden üniversitelerine kavuşmasını sağlayacak önemli bir düzenleme olarak değerlendirilmektedir. Şüphesiz bu gelişme memnuniyet vericidir. Ancak bu noktaya nasıl gelindiğini de kamuoyunun doğru bilmesi gerekir.
Çünkü bugün Meclis'te görüşülen öğrenci affı fikri, ilk kez AK Parti tarafından ortaya atılmış bir düşünce değildir.
Bu konuyu aylar öncesinden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine taşıyan, kanun teklifini hazırlayan ve ısrarla takip eden siyasi irade HÜDA PAR olmuştur.
HÜDA PAR Mersin Milletvekili Sayın Faruk Dinç, 17 Ocak 2025 tarihinde TBMM Başkanlığına sunduğu kanun teklifiyle; ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin çeşitli nedenlerle kaybettikleri eğitim haklarını yeniden kazanmalarını talep etti. Bununla da yetinmedi; teklifin komisyonda bekletilmesine razı olmayarak İçtüzük'ten doğan hakkını kullandı ve teklifin doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını istedi.
Bu ısrarlı takip, bugün AK Parti'nin benzer bir düzenlemeyi Meclis'e sunmasıyla somut bir karşılık bulmuştur.
Hangi partiden gelirse gelsin, milletin hayrına olan teklifler desteklenmelidir. Aynı şekilde, bir fikri ilk gündeme getirenlerin hakkını teslim etmek de siyasi nezaketin ve ahlakın gereğidir.
Burada önemli olan, teklifin sahibi değil; eğitim hakkından mahrum bırakılan gençlerin yeniden üniversitelerine dönebilmeleridir.
Ancak gözden kaçırılmaması gereken daha önemli bir gerçek vardır. O da arada bir öğrenci affı çıkarılması, yükseköğretim sistemimizin kronik bir sorunla karşı karşıya olduğunun göstergesidir.
Bir ülkede sürekli af çıkarılıyorsa, çözülmesi gereken yapısal bir problem var demektir.
Bugün binlerce genç; ekonomik imkânsızlıklar, ailevi sorumluluklar, sağlık sorunları, doğal afetler, göç, savaş, iş hayatına atılma mecburiyeti veya diğer mücbir sebepler nedeniyle eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalmaktadır.
Hayatın gerçekleri bazen insanın planlarını değiştirir. Fakat hayatın zorlaması nedeniyle eğitimine ara veren bir gencin bütün geleceğini elinden almak ne adaletle bağdaşır ne de vicdanla.
İslam'ın temel ilkelerinden biri kolaylaştırmak, diğeri ise adaleti gözetmektir.
"Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez." (Bakara: 185)
"Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez." (Bakara: 286)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de yöneticilere ve ümmete şu ölçüyü vermiştir:
"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz."
Bu ilke yalnızca bireysel hayatımız için değil, devlet yönetimi ve kamu politikaları için de yol göstericidir.
Devlet, vatandaşını cezalandıran değil; önündeki engelleri kaldıran mekanizmadır. Özellikle eğitim gibi temel bir hak söz konusu olduğunda devletin görevi, gençleri sistemin dışına itmek değil; onları yeniden hayata ve bilgiye kazandırmaktır.
İşte burada asıl ihtiyaç duyulan şey; her beş yılda, her on yılda bir af çıkarmak değil, kalıcı bir hukuki güvence oluşturmaktır.
Belirli objektif kriterleri taşıyan herkes, yeni bir siyasi iradeyi veya yeni bir af kanununu beklemek zorunda kalmadan eğitimine kaldığı yerden devam edebilmelidir.
Çünkü eğitim hakkı, iktidarların takdirine bırakılacak bir imtiyaz değildir. Eğitim hakkı; Anayasa'nın güvence altına aldığı, insan izzetinin gereği olan ve İslam'ın ilim anlayışının da desteklediği temel bir haktır.
İlk emri "Oku!" olan bir dinin mensupları olarak, ilim yolunu kapatan değil; kolaylaştıran bir eğitim sistemini inşa etmek zorundayız. Bu sebeple Meclis'te görüşülen öğrenci affı teklifini olumlu buluyor, yasalaşmasını destekliyoruz. Ancak bunun yeterli olmadığını da ifade ediyoruz.
Türkiye artık geçici aflarla günü kurtaran değil; eğitim hakkını kalıcı biçimde güvence altına alan bir yükseköğretim sistemini hayata geçirmelidir.
Çünkü gençler af değil, haklarını istiyor. Ve hak, geciktirilmeden sahibine teslim edilmelidir