Mîrac, sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiş olup “yükselmeye vesile olan araç, merdiven” demektir. Terim olarak ise Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da ilâhî huzura yükselişini ifade eder. Bu sebeple İslâm kaynaklarında olay çoğunlukla “İsrâ ve Mîrac” şeklinde anılsa da Türkçe’de mîrac kelimesi her iki safhayı da kapsayacak şekilde kullanılır.

Kur’an-ı Kerim’de mîrac kelimesi açıkça geçmez; ancak “yükselme dereceleri” anlamındaki meâric ifadesi Allah’a nispet edilir. İsrâ sûresinin ilk ayetinde ise Allah Teâlâ, kudretinin ayetlerini göstermek üzere kulunu geceleyin Mescid-i Harâm’dan, çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya götürdüğünü bildirir. Bu ilahî yolculuk, sadece bir mucize değil; aynı zamanda ümmete verilen büyük mesajlarla dolu bir rahmet tecellisidir.

Mîracın mahiyeti konusunda tarih boyunca tartışmalar yapılmışsa da Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğu bu olayın beden ve ruh bütünlüğü içinde, uyanık halde gerçekleştiği kanaatindedir. Çünkü ayette geçen “kul” ifadesi, ruh-beden bütünlüğünü işaret eder. Kaldı ki Allah, kulunu dilediği şekilde dilediği yere götürmeye elbette kadirdir.

Buhârî ve Müslim’de yer alan sahih rivayetlere göre Resûl-i Ekrem (s.a.s.) bu kutlu yolculukta göklere yükselmiş, peygamberlerle görüşmüş ve Sidretü’l-Müntehâ’da Allah’ın huzuruna kabul edilmiştir. İşte bu ilâhî huzurda ümmete en büyük armağan verilmiş, beş vakit namaz farz kılınmıştır. Namazın doğrudan ilâhî huzurda farz kılınması, onun dinin direği olmasının ötesinde, müminin Rabbiyle kurduğu en güçlü bağ olduğunu göstermektedir.

Namaz, müminin her gün yaşadığı mîractır. Kul, namaza durduğunda dünyayı arkasında bırakır, huzur-u ilâhîye yönelir. Secdeye vardığında Rabbine en yakın hâlini yaşar; kalbini, yüklerini ve dualarını O’na arz eder. Huşû ile kılınan namaz, insanı günahlardan arındırır, ruhu temizler, kalbi diri tutar. Nafile namazlarla bu yakınlık daha da derinleşir; kul, Rabbiyle olan bağını güçlendirir.

Mîrac gecesine mahsus özel bir ibadet bulunmamakla birlikte, bu mübarek geceyi ihya etmek büyük bir fırsattır. Gündüz oruç tutmak, gece kaza ve nafile namazlarla meşgul olmak, Kur’an tilaveti, zikir ve tefekkürle kalbi diri tutmak mümin için büyük kazançtır. Özellikle mîracın ilk durağı olan Kudüs’ün esaretten kurtuluşu, Gazze ve Filistin başta olmak üzere zulüm altındaki tüm mazlum coğrafyalar için dua etmek bu gecenin ruhuna en uygun ibadetlerdendir. Aynı şekilde ümmetin vahdeti, kalplerin birleşmesi ve zalimlerin zulmünün sona ermesi için Rabbimize yalvarmak büyük bir sorumluluktur.

Mîrac, bize göklere yükselmeyi değil; secdelerle yücelmeyi öğretir. Namazla dirilen fertler, namazla ayağa kalkan bir ümmet, ancak bu bilinçle yeniden izzetine kavuşabilir. Kıyamlarıyla zalime baş kaldıracak, rükû ve secdeleriyle Rabbine boyun eğecek ve tekbirleriyle onu yüceltecek bir ümmet…

Rabbimiz! Bizleri namazı hayatının merkezine alan, secdede Sana yakınlaşan, Kudüs’ün ve mazlumların derdiyle dertlenen kullarından eyle. Kalplerimizi mîracın hakikatiyle dirilt, dualarımızı kabul buyur. Âmin.