Okullar tatil oldu. Türkiye genelinde milyonlarca öğrenci karne aldı. Çocuklarımız okullarda sekiz ay boyunca eğitim gördü. Peki, bu eğitim, çocuklarımıza ne verdi? Millete ait manevi değerleri mi, yoksa dinimize, değerlerimize ve kültürümüze yabancı olan Avrupa'nın ve Batı'nın kokuşmuş değerlerini mi?
Sürekli şikâyet ediyoruz. "Çocuklarımız bozuluyor, ahlaki değerlerimiz erozyona uğruyor, okullara gönderdiğimiz çocuklarımız bizim olmaktan çıkıyor." diyoruz. Peki neden?
Çünkü Milli Eğitim, çocuklara millete ait olanın dışında ne kadar değer varsa onları öğretiyor. Artık bu yanlıştan dönmenin zamanı gelmedi mi? Genç nesiller elimizden kayıp gitmeden, bu bir asırlık inattan vazgeçmeyecek miyiz?
Tek çare; bizim olan, bizden olan, dinimizle ve değerlerimizle barışık bir eğitim sistemidir. Hem de ivedilikle...
Milli Eğitim... Gerçekten millete mi ait? Milletin değerlerinin ve inancının temsilcisi mi? Millete ait değer ve öğretilerle uyumlu mu? Milletin değerleriyle barışık mı?
Ne yazık ki bu kurum, önündeki "milli" kelimesinin dışında milletle yakından uzaktan alakalı değildir. Bir asırdır Milli Eğitim Kurumu, milletin değer ve gelenekleriyle, iman ve inancıyla savaş hâlindedir.
Bu milletin çocuklarını beş yaşından itibaren zorunlu eğitim adı altında anne babasından ve ailesinden koparan Milli Eğitim Kurumu, on iki veya on üç yıllık eğitimin sonunda onları anne babalarına yabancılaşmış, ailelerinin değer ve geleneklerinden uzaklaşmış birer genç olarak geri gönderiyor.
Milli Eğitim Kurumu, millete ait olan manevi değerlere yabancı bir nesil yetiştiriyor. Gençliğin; milletin değerlerini, imanını ve inancını adeta bir buğday öğütme makinesi gibi öğütüyor, parçalıyor ve yok ediyor.
Sözde milli eğitim... Ancak millete ait olmayan ne varsa bu kurumun müfredatında yer alıyor. Yabancı milletlerin, Batılı kültürlerin, emperyalist devletlerin yazarlarını, sanatçılarını, fikir ve edebiyat ekollerini, ideolojilerini, tarihlerini ve inançlarını "milli eğitim" etiketiyle on üç yıl boyunca çocukların ve gençlerin zihinlerine aşılayan, onları yabancı kültürlerin bombardımanına tutan bu kurum; bu ülkedeki yabancılaşmanın, bozulmanın, savrulmanın ve ahlaki çöküntünün en büyük müsebbiplerinden biridir.
Milli Eğitim, beş yaşında ailesinden aldığı çocuğu, on sekiz yaşında bağımlı, saygısız ve vasıfsız bir hâlde ailesine teslim ediyor.
Artık bu yanlıştan dönülmeli… Dindar nesil yetiştirme iddiasındaki bir iktidarın yönettiği bir ülkede milli eğitim müfredatı bu olmamalı… Kur’an’a, Sünnete, İslam’a uygun ve uyumlu bir eğitim sistemiyle ancak sağlam, sağlıklı, dürüst, saygılı, memleketini seven, yararlı bir nesil inşa edebiliriz… Yama tedbirlerle, folklorik söylemlerle, dostlar alışverişte görsün kabilinden yüzeysel etkinlik ve projelerle bu iş yürümez. Köklü bir dönüşüm şart… Bunu yapabilecek imkân ve ortam var… İş iktidarın cesaretine kalmış sadece…