Bazı meselelerin daha iyi anlaşılması için birkaç konuya değinmeyi düşünüyoruz.

Önce düşüncelerimize karşı çıkanların bazı tezlerini ortaya koyalım.

Kürd halkı için mücadele edenlerin mücadelelerini ateist oldukları ya da içki içtikleri için görmezden gelmişiz,

Kürt gençlerinin Marksizme prim vermesinin nedeni 'Her millet kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir' sloganına olan inançlarıymış, marksizme olan meyil konjonktürelmiş,

Mümin, şahsa değil sıfata adavet edermiş,

Ayırt edici özellik olarak içki içip içmediklerini söylüyormuşuz.

Bu düşüncedekilere birkaç kelime ile cevap vermek isteriz:

Öncelikle yazımız bir gazete fıkrasıdır. Malumatfuruşluk olarak algılanmasın; ama sanırım 'Fıkra yazısı'nın tanımını yapmamız gerekir önce.

Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait her hangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini anlattığı yazıdır fıkra. Fıkra yazılarında ortaya konan sorunlar kısa ve yalın bir biçimde anlatılır.

Biz burada bir makale yazmıyor, ya da bir sorunun analizini yapmıyoruz. Bazı konularda kişisel görüşlerimizi belirtiyoruz.

Tenkit ifadelerine gelirsek;

Maalesef gazetemizi takip eden kimi okuyucularımızın yazımızı okumadan eleştiri yaptığı kanaati oluştu bizde.

Öyle ya eleştirdiğimiz şahısların kültürel faaliyetlerini değil, ateizmi, marksizmi yayma çabalarına tepki gösteriyoruz.

TC`nin inkar politikalarından, hükümetin habire adı değişen ama aslında bir sonuca ulaşmayan projelerinden söz ediyoruz. Temel insani taleplere duyarsız kaldığını söylüyoruz.

Bu arada her zaman belirttiğimiz bir İslami kimliğimiz var.

Dilin ve kültürün fıtri olduğunu, bunları engellemenin fıtrata müdahale ve büyük bir zulüm olduğunu düşünüyoruz.

Hiç kimsenin hiçbir dille ilgili hiçbir kısıtlamaya gitme hakkına sahip olmadığını düşünüyoruz.

Allah`a ve ahiret gününe inanan insanlar olarak kimin eliyle yapılırsa yapılsın coğrafyamızda inkarcılığın yayılması çabasına tepki gösteriyoruz.

Evet, ideal olanı istiyor, düşlüyor ve onun için çabalıyoruz; ama olanı görmediğimiz yönündeki iddiaları kabul etmiyoruz.

Zulümlere gösterdiğimiz tepkinin 'malum' karartmalardan dolayı duyulmamasından dolayı kimse bizi sorumlu tutamaz.

Rasulullah`ı kendimize örnek alıyoruz.

Rasulullah aleyhisslatu vesselam, tevhidin mesajını putperest olan kavmine-ulusuna götürmüştü de onların bir kısmı reddedince 'Her şeye rağmen benim kavmimden olduğunuz için sizinleyim' dememişti.

Ulusal mücadeleyi yürütüyor dediğiniz insanlarla –ki bu da tartışılır- hiçbir zaman ulusal mücadele üzerine bir tartışmamız olmadı ki. Biz her zaman dine düşmanlıklarına, Peygambere düşmanlıklarına, Kur`an`ı bu toplumdan söküp atma çabalarına karşı çıktık.

Habire Kemalistlere mesaj gönderip 'Bize destek verin yoksa Kürd Hamas`ı güçlenir' diyenlerin kimler olduğunu herkes biliyor. Eğer tezlerinde samimi olsaydılar 'Hamas da olsa neticede Kürttür' derlerdi ve laik Kemalist Türklerden yardım istemezlerdi.

'Kürt gençlerinin Marksizme prim vermesinin nedeni 'Her millet kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir' sloganına olan inançlarıydı' iddiası ise sadece bilgisizliğin göstergesidir. Marksizm, felsefi altyapısı materyalizm olan bir ideolojidir ve bunda kendi kaderini tayin hakkı diye bir şey yoktur.

Örnekler de uygulamalar da önümüzdedir, kimse kendi kendini aldatmasın.

Militan Marksist sol grupların yayın organlarında Pkk için 'faşist' dediklerini bilmeyen mi var? Kemalist solun ulusalcılığını önümüze örnek diye koymayın, çünkü evrensel kriterlere göre onlar solcu bile değil.

Evet 'Mümin şahsa değil sıfata adavet eder.'

Biz de kötü sıfatlara adavet ediyoruz.

Bazıları basit görüyor olabilir; ama içkiye olan düşmanlığımız devam edecektir. Çünkü 'içki bütün kötülüklerin anasıdır' ve ifsadın kaynağıdır.

İnsanın aklını başından alan içkiye müptela olan bir kimsenin mazlum halklara akli ve fıtri bir kurtuluş projesi sunabileceğine de inanmıyoruz.