Siyonist israilin provokasyonları ve Trump’ın ölçüsüz, fevri açıklamaları tüm bölgeyi savaş teyakkuzuna sokmuştur. Ancak bugün gelinen noktada, Trump yönetiminin bir gemi göndermek dışında ciddi bir askeri hazırlık yaptığına dair güçlü emareler bulunmamaktadır. Oysa ABD, geçmişte bir ülkeyi işgal etmeden önce uzun soluklu ve kapsamlı hazırlıklar yapar, bölge ülkelerini yanına çekerek operasyonu başlatırdı. Nitekim Irak işgali öncesinde yaklaşık bir yıl süren bir hazırlık süreci yürütülmüştü.

Bugün ise İran’a yönelik muhtemel bir operasyona karşı bölgede askeri gücün artırılması bir yana, Katar’daki El-Ubeyd Hava Üssü’nden Amerikan askerlerinin tahliye edildiği görülmektedir. Bu tablo, “deli dana” kararlarıyla bilinen Trump yönetiminin İran dosyasına yeterince çalışmadığını düşündürmektedir. İran’ı, Venezuela ile karıştıran bu yaklaşım, Maduro olayından devşirilen yalancı bir özgüvenle şekillenmiş gibidir. Siyonist israilin gazına gelen Trump, böyle bir maceraya atılırsa yalnızca kendi başını değil, israilin idam ipini de çekmiş olacaktır.

İran halkı her ne kadar iç sorunlar yaşasa da, dış tehdit karşısında hızla kenetlenen bir toplum olarak biliniyor. Kolay teslim olmayacağı açıktır. Bölge ülkeleri de ABD’nin böyle bir hamlesinin adeta intihar anlamına geleceğinin farkındadır. Olası bir saldırı durumunda İran, tüm kapasitesiyle siyonist israili ve bölgedeki ABD üslerini hedef alacaktır. İran’ın “kolay lokma” olmadığını tüm dünya biliyor.

Unutulmamalıdır ki bir ülke yalnızca hava saldırılarıyla işgal edilemez. Gazze, bu gerçeğin en çarpıcı örneklerinden biridir. ABD ve siyonist israilin, İran’ı işgal edecek ne askeri gücü ne de siyasi meşruiyeti görünmektedir. Oysa daha önce İran’ın, Tel Aviv’e gönderdiği füzeler, israilin canını ciddi biçimde yakmış; bu saldırılar, israilin güvenlik doktrininin çöktüğünü göstermiştir. Birçok ülke, israile saldırmanın sanıldığı kadar imkânsız olmadığını ve bu yapının zayıflıklarını açıkça görmüştür.

İran bu zaafların farkındadır ve ABD tehdidine karşı , “Bir saldırı olursa israili vururuz” açıklamasını yapmaktadır.

Bu denklemde Çin faktörünü de göz ardı etmemek gerekir. ABD politikalarına karşı Çin, İran’ı stratejik bir müttefik olarak görmektedir. Nitekim birkaç gün önce Çin’den İran’a gelen uçakların öncesinden İran hava sahasını geçici olarak kapatmış, uçaklar yüklerini indirdikten sonra yeniden açmıştır. Bu uçaklarda hangi menşeli ve ne tür silahların getirildiği bilinmemektedir.

Siyonist israilin aklıyla hareket eden Trump’ın, İran’a saldırma ihtimali vardır. Alışılmış dünya düzenini dinamitleyen, kaosa yatırım yapan ve yeryüzü kaynaklarını talan etmek için her yolu meşru gören Trump, böylesi bir maceraya girişebilir. Ancak böyle bir hamle, başta siyonist israil olmak üzere ABD’ye de çok ağır bedeller ödetir; hatta israilin varlığını dahi tartışmalı hâle getirecek sonuçlar doğurabilir.

Bu senaryoda İran füzeleri yağmur gibi israile yönelecektir. Trump’ın pervasız tutumu nedeniyle Avrupa ülkeleri de israile destek vermekten kaçınacaktır. Hatta Yahudilerin farklı ülkelere dağılması ve siyonist israilin geleceğinin sorgulanması yönünde yeni tartışmaların önünü de açabilir.