Kan ile beslenmeyi temel bir politika olarak benimsemiş olan israil, ateşkes anlaşmasına rağmen, masum kanı akıtıyor. Çeşitli bahanelerle derme çatma çadırları bombalamaya devam ediyor. Her gün katledilen çocuk haberleri geliyor. Kan içici zalimler, zaten karakterlerinin gereğini yaparken; esef verici olan ise tüm dünyanın bunu kanıksamış olmasıdır. Sözde ateşkese rağmen, her gün sivillerin katledilmesi normalmiş gibi davranılıyor. Ateşkes anlaşmasının birinci aşamasının gereklerinin büyük bir kısmı yerine getirilmediği gibi, ikinci kısmının nasıl olacağı konusunda ciddi endişeler bulunmaktadır. Özgür dünyanın baskısı olmadan başlatılacak bir süreç, Filistinlilerin esaretine ve kıyımına dönüşebilir. Günün sonunda ise gözlerimizi açtığımızda bu davanın ellerimizin altından kaydığını görebiliriz. Bu itibarla; bu tarihî günlerde herkesin sorumluluk alması gerekir. Refah kapısının açılması bile şeytanî oyunlara alet edilmektedir. "Kapı açıldı" yalanı ile insanlık oyalanmaktadır. Başta hastalar olmak üzere, Gazze'den Mısır'a geçişte ve geri dönüşte ciddi sorunlar çıkarılmaktadır. İnsani yardım ve barınma konusundaki sıkıntılar ciddi anlamda devam etmektedir.

Batı Şeria'da da şartlar ve işgal gittikçe ağırlaşmaktadır.

İşgal durmadan devam ediyor. Filistinlilerin evleri her fırsatta yıkılırken; yerleşimci dedikleri teröristler ve hırsızlar da sivil alanlarda tam bir terör estirmektedir.

Batı Şeria'da tarlalar ve zeytinlikler tahrip edilmekte, koyunlar ve diğer hayvanlar çalınmakta veya keyfi olarak katledilmektedir. Hayvanlar bile siyonist vahşetten nasibini almaktadır. Tutuklama ve kaçırma furyası son hız devam etmektedir. israil zindanlarında büyük bir vahşet ve insanlık suçu yaşanmaktadır. israil zindanlarındaki vahşet, akıl almaz boyutlara varmıştır. Müslümanların ve insanlığın sessizliği bu lanetlenmiş kavmi daha da cesaretlendirmektedir. Maymunların ve domuzların çocukları, tüm insanlığa karşı savaş açmıştır. Domuzlar ve maymunların torunları, yerkürede bir domuzlar diktatöryası ya da maymunlar cehennemini kurmaya çalışmaktadır.

Kendileri dışındaki insanları "goyim" diye adlandıran ve köle olarak gören bu lanetli kavim, her geçen gün bütün insanlığı daha fazla tehdit etmektedir.

"İdari düzenleme" adı altında atılan adımlar işgali muhkemleştirmekte ve Filistinlilerin sürgününe zemin hazırlamaktadır. En son, El Halil'de alınan kararlar bu konuda bir örnektir.

El Halil'de Filistin topraklarını gasbeden israilliler için bir belediye kurmanın "Filistinlileri tecrit altına almayı ve yerleşimci bir çerçevede mümkün olan en büyük miktarda Filistin toprağını ele geçirmeyi amaçlayan bir düzenleme" olduğu ifade edilmektedir. israil Güvenlik Kabinesi, işgal altındaki Batı Şeria'da hukuki ve sivil yapıda köklü bir değişiklik yapmayı ve bölge üzerindeki işgali güçlendirmeyi amaçlayan bir dizi yeni kararı onaylamıştı. israilin ilhak adımlarını sıklaştıran kararlar arasında Yahudilerin işgal altındaki Batı Şeria'da gasp edilmiş Filistin arazilerini satın almasını kolaylaştıracak düzenlemeler de bulunuyor. Batı Şeria'nın güneyindeki El Halil kentinde ruhsat ve inşaat yetkilerinin Filistin belediyesinden alınarak, israil ordusuna bağlı "Sivil İdare"ye devredilmesi de kararlaştırılmıştı. Alınan kararlar arasında, izinsiz inşaat, su sorunları, arkeolojik ve çevresel alanlara verilen zararla ilgili ihlaller bahanesiyle, israilin denetim ve uygulama yetkilerinin Oslo Anlaşmaları kapsamında "A" ve "B" olarak sınıflandırılan bölgeleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi yer alıyor. Bu durum, Filistin Yönetimi'nin idari ve güvenlik kontrolü altındaki bölgelerde bile Filistinlilere ait mülklerin yıkılmasına ve el konulmasına olanak tanıyor. Filistin yönetimi ile israil arasında 1995'te imzalanan "İkinci Oslo Anlaşması" çerçevesinde Batı Şeria, "A", "B" ve "C" bölgelerine ayrılmıştı. İşgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 18'ini kapsayan "A bölgesi"nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin'e, yüzde 21'lik "B bölgesi"nin idari yönetimi Filistin'e, güvenliği israile devredilirken yüzde 61'ini kapsayan "C bölgesi"nin idaresi ve güvenliği israile bırakılmıştı.

Hülâsa; işgal ve vahşet, soykırım ve hak ihlalleri tüm hızı ile devam etmektedir. Saldırgan politikasını, var olduğu müddetçe temel bir strateji olarak benimseyen siyonist düşman, ancak Küresel intifada, Müslümanların kenetlenmesi ve Direnişin silahı ile durdurulabilir.