• DOLAR 6.863
  • EURO 7.774
  • ALTIN 396.959
  • ...

İlk yaratılan Hz. Adem babamız ve Hz. Havva annemizin yaratılışı İbni Kesir`de şöyle anlatılır. “Adem yaratılıp cennete yerleştirildiği zaman orada yalnız başına dolaşıyordu. Kendisiyle sükun bulup huzura kavuşacağı bir eşi yoktu. Bir uykuya daldı. Uyandığında, baş ucunda oturmakta olan bir kadın vardı. Bu kadını Allah, onun kaburga kemiğinden yaratmıştı.

Adem ona sordu: Sen nesin?

Havva: Bir kadın.

Adem: Niçin yaratıldın?

Havva: Benimle sükun bulup huzura kavuşasın diye”

Buradan da anlıyoruz ki, eşi yaratılmadan önce Hz. Adem bile yalnızlık yaşamış, bizi bizden daha iyi bilen Rabbimiz, en başta kendisine kulluk yapması, daha sonra da eşinin huzur ve sükuna ereceği kadını, yani Hz. Havva`yı yarattı. Çünkü kadın da erkeği olmadan yapamaz, erkek de.

Ve yine “Sizi bir tek nefisten yaratan ve gönlünün huzura varacağı eşini de ondan var eden Allah`tır” (A`raf: 189) ayetinde de gördüğümüz gibi eşlerin birbirleriyle gönüllerinin huzura varacağını yüce Rabbimiz söylüyor.

Gel gör ki, karı-koca ilişkilerinin temelinde “Huzur ve sükuna kavuşma” olmasına rağmen maalesef ki, günümüzdeki eşler arası ilişkileri hiç de öyle olmuyor.

Halk  arasında bahsedilen “Cicim ayları”`nın sonrasında her iki taraf da gerçek yüzlerini gösteriyor ve hayatlarını çekilmez hale getirebiliyorlar. Eşler arasında sorunlar almış başını gidiyor. Dışarıdan çok mutlu gözüken eşlerin dahi, yakından şahit olduğumuzda gerçeğin hiçte öyle olmadığı görülüyor.

Gerçek manada olayın özünde ne yatıyor peki? En başta, ne erkek eşine karşı olaya kadın gözüyle bakabiliyor, ne de kadın eşine erkek gözüyle bakabiliyor. Erkek beklentilerine karşılık beklerken, kadın da beklentilerini eşinden bekliyor. İşte bu noktada anlaşılmazlık başlıyor. Halbuki erkekler kadına bakarken, Resullah`ın şu hadisi doğrultusunda bakabilseler “Size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet edip dilerim. Çünkü kadın eğe kemiğinden yaratılmıştır. Bu kemikte en eğri şey (yanş kısım) üst tarafıdır. Eğer sen eğri kemiği doğrultmaya çalışırsan onu kırarsın, onu kendi haline bırakırsan daima eğri kalır. (Öyle kullanırsın) Onun için size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim.” (Buhari: 7/3110)

Diğer yandan kadınlar da eşlerine karşı şu hadis-i şerifi göz önünde bulundursalar, “İnsanın insana köle olmasını dileseydim, kadının kocasına köle olmasını dilerdim.”

Olaylara bu çerçeveden bakılabilse inanın sorunlar da kendiliğinden çözülür. Artık, altında yatan nefis mi? Ya da “ene” duygusu mu? bilinmez. Halbuki, insan anne-babasız ayrı yaşayabilir ama eşsiz ayrı yaşayamaz. Cennette bile eşler bir araya getirilecek. Olayı daha fazla deşmeye gerek görmüyor ve diyorum ki, eşler ancak birbirlerinden ayrıldıktan sonra kadr-u kıymetini bilebiliyorlar. Artık mahkûm, muhacir ya da başka her ne sebep olursa olsun...

Amma ve lâkin, bu ayrılık eşini kaybetme yani ölüm sonrası ayrılıksa, asıl işte o zaman akıllar başa gelir. Deyim yerindeyse sağ kalan gidenin arkasından kala kalır. O zaman “ah”lar, “vah”lar keşkeler başlar. Fakat ne yazık ki iş işten geçmiştir.

Sevenleri bilir, geçen hafta, kaybettiğim eşim “Zülfü Sarıtunç”u ölüm yıl dönümünde yâd ettik. Dolayısıyla eşler, birbirlerini kaybetmeden ve Allah`ın huzuruna çıkmadan hak ve hukuklarına riayet etsinler, kıymetlerini bilsinler, sıcak yuvalarını saadeti dareyne çevirsinler. Böylelikle dünya-ahiret mutluluğuna erişirler. (İnşaallah)