• DOLAR 6.742
  • EURO 7.565
  • ALTIN 372.273
  • ...

Nüfusunun yüzde 99`unun Müslüman olduğu bir ülkede, kimliğinin din hanesinde ‘İslam`  yazan bir memlekette gözlerimizi açtık. Doğduk, büyüdük, serpildik. Ve artık çevremizdekileri mercek altına almaya başladık.

Dinim İslam, peygamberim Muhammed, kitabım Kur`an biliniyor fakat bunlar hiç de gündemi oluşturmuyordu. Müzik ruhun gıdasıdır deniliyordu. Beşeri aşk, ayrılık, ölüm, acı keder üzerine yazılan melodiler dinliyorduk ve bunlarla neşelenmeye ve kederlenmeye çalışıyorduk.

Tam o dönemde bir mucize gibi, Allah`ın rahmeti olarak doğudan bir ses yankılandı. Melodilerinde Allah`a, resulüne ve Onun yoluna duyulan aşklar kulağımıza geldi. Önce şaşırdık, irkildik ‘bu da neyin sesi` dedik. Allah` a ve Resulüne de aşk mı duyulurmuş diye iç dünyamızda çarpıştık. Melodilerde ‘biz aşığız şehadete` deniliyordu. ‘Kani Muhammed Mustafa` deniliyordu. Sevdik, heyecanlandık, kalbimiz çok ısındı. Devamında kalplerimizde coşku başladı, aşk başladı, yetmedi dillerimize döküldü.

Evet, evet! Biz de bu yola girmeliydik, yaşamalıydık, tanışmalıydık!  Evet! İşte bu!  Biz ancak bu yolda mutluluğu yakaladık! Kalbimiz, ruhumuz işte bu yolda huzuru buldu, mutmain oldu. Ola ki bir adım geri attığımızda huzursuz, bir adım ileri attığımızda ulaşılmaz haz bulduk.

Rahmani Zülcelalin izni ve yardımıyla bu yolda bulduk kendimizi. Katıldık bu kervana.

Ama gördük ki bu yolda bir tek aşk sevgi muhabbet yokmuş! Eziyet, dert, keder, muhaceret, sürgün, gurbet ve mahpus da varmış? . Olsun! Bir kere olamaz ki? Mutlu olamaz ki?  Artık mekân hiç fark etmiyordu ki. Ülke, şehir, köy, kasaba…

Ruhumuzu doğuran cd`ler yasaklandı, kendimizi bulduğumuz, elimize aldığımız gazetemiz yasak neşriyat sayıldı. Kanallar arasında, doğruları bulduğumuz, fıkıh, siyer, müzik ziyafetiyle büyülendiğimiz Tv`imize de dil uzatıldı. Ama suç sayılması bizi yıldırmadı ki!

Aksine şanlı Kutlu Doğumlarda meydanlara, koşuldu delicesine. Girişlerde özel aramalara tabi tutularak üzerimize tehlike adına ne varsa bulacaklarını sanarlarken, aksine kalplerimizde taşıdığımız kocaman aşk, muhabbet, sevgi adına her ne varsa o bulundu.

Çektiğimiz tekbirlerle kaldırdığımız yumruklarımızla zulme, aşağılanmaya, dışlanmaya, her türlü putlara ‘la` çekerken, şahadet parmaklarımızla Allah`a, Resülün`e hak yoluna ‘illallah ‘ çektik. Allah`u ekber, Muhammed rehber, nidalarımız, kalplerimizin o kadar derinliklerinden çıkıyordu ki rahman rahim izin vermişse arzı alayı titretmiştir bi iznillah.

 ‘‘Bunun adı sevda değilse ne? ‘‘

Peki, büyük büyük şehirlerden tutun da köylere kadar uzanan bu sevdaya katılmada kaç kişiye zor kullanıldı? Kaç kişi istemeden katıldı? Kaç kişi silah zoruyla götürüldü?

Yaşlısı, genci, çoluk çocuk, sırtlarına taşıdığı bebekleriyle anne- babalar, öğretmeni, işçisi, memuruyla meydanları dolduran neydi? Bir görev mi, mesuliyet mi? Bilmem daha nelerdi?

Tabi ki de aşktı, sevdaydı, bunun adı sevda değilse neydi? Başka ne denilebilinir ki? İstasyon Meydanlarını dudak uçuklattıran şekilde dolduran neydi?  Riya gösteriş barına bildi mi? Tabi ki de Peygamber Sevdası, tabi ki de Peygamberlere duyulan sevgi idi. Tek açıklaması bu olsa gerekti.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları