• DOLAR 8.451
  • EURO 10.024
  • ALTIN 492.343
  • ...

Müslüman kadının örtüsü İslam düşmanlarının birinci derecede hedefi oldu ve olmaya devam ediyor. Onun aleyhine yürütülen savaşlar bazen sıcak, bazen soğuk, bazen açıktan bazen gizli olarak devam ediyor. Ama bitmiyor, kıyamete kadar bitmeyecek gibi görünüyor. Tabi bu düşmanlığın altında örtünün içerdiği anlam dünyası yatıyor. Hangi dünyayı, hangi idealleri temsil ettiği ve cinsler arasına nasıl bir ilişki biçimi yüklediği yatıyor. İslam’ın örtüsü, her ne kadar kendine yönelik savaşlardan yorulmuş, rengi solmuş, flulaşmış, İslam'ın ilkelerinden kısmen de olsa uzak düşmüş olsa da İslam dünyası ve Batı Dünyası’nı birbirinden ayıran bir özne olmaya devam ediyor. Devrilmiş bir İslam medeniyetini hatırlatıyor ve o medeniyetin başlarda taşınan bayrağı olup İslam düşmanlarının kalbine korku salıyor.

Batıcı akımın izdüşümü ile kendi ilkelerini oluşturan Kemalizm, geri kalmışlığın gerekçesi olarak Müslüman kadının örtüsünü, özellikle peçesini gösterdi. Örtüsüzlüğü medeniyete ulaşmanın yolu olarak belirledi. Çünkü Müslüman toplum için Medeniyet değişimini seçen Atatürk, bir halkı dönüştürmenin yolunun onun 'aile hayatını, mahremiyet algısını değiştirmekten, cinsler arası ilişkileri yeniden dizayn etmekten' geçtiğini biliyordu. Bütün bunları şekillendiren ise Müslüman kadının tesettürüydü. Onun için işe tesettürle başladı.

Batılı anlayış kadının bedenini ilahlaştırıyor...

Batılı anlayışa göre insanın bedeni onun mülküdür. Bedeni üzerinde iradesini istediği şekilde kullanmakta ve onu şekillendirmekte hak sahibidir. Plastik cerrahi, taşıyıcı annelik gibi çeşitli uygulamalarla bedeni üzerinde tahakküm kurma hakkına sahiptir. İslam'a göre beden mülk değil, Allah’ın emanetidir. Örtünme Batılı anlayışın ilahlaştırdığı gövdeye karşı İlahi emre itaat ve teslimiyeti ifade ediyor. Müslüman kadın örtünmeyle ve diğer ibadetlerle benliğini arındırma, nefsini terbiye etme ve Rabbi karşısında kulluğunu ilan etme yolunu seçmiş oluyor. Üstelik örtünmek, emanet edilen bedene yalnızca Allah'ın ilkeleri doğrultusunda müdahale edebileceğini ifade ediyor. Seküler bir beden anlayışına karşı, ahiretten numuneler taşıyan bir bedeni tasvir ediyor.

Örtünme, Nur suresi 31. Ayette belirtildiği gibi kadının baba, koca, erkek kardeş, erkek yeğen, kayınbaba, dayı, amca, üvey oğlu gibi mahremi olan erkekler dışındaki yabancı sayılan erkeklerle arasına bir 'eşik' katıyor. O eşikten yalnızca saydığımız erkekler girebilir. Yani kadını aile hayatı içinde tesettürsüz bir şekilde sadece bunlar görebilir. Müslüman kadın yalnızca bunlarla en yakından en uzağa doğru hiyerarşik bir ilişki biçimi kurabilir. Bunların dışındaki erkeklerle her zaman 'eşiğini' korumak zorundadır. Yani mesafeli olmak zorundadır. Örtünme, mahrem olanlarla olmayanlar arasındaki ilişkinin sınırlarını edep ve hayâ merkezinde belirler. İşte tesettür düşmanları araya katılan sınırlardan rahatsızdırlar. Cinsler arası sınırsızlığı isterler. Edebe, hayâya, namusa saldırırlar.

Örtünme mahrem alanı ifade eder. Aslında Müslüman kadın dışarıda bile olsa mahrem alana aittir, dışarıya çıksa da içeridedir. Bedenini örterken, özel hayatını da koruma çemberine almıştır. Onun örtüsü İslam’ın 'özel hayatın gizliliği' ilkesini temsil eder. Onun aile hayatı, eşiyle ve çocuklarıyla olan ilişkileri dışarıya, kamuya kapalı olmak durumundadır. Ailece geçirdiği anlar, dışarının gözetimine ve kendisinin deşifre etmesine karşı korunaklı olmak zorundadır. Onun örtüsü mahrem dünyasının bekçisidir.  

Osmanlı'nın medeni kanunu olan Mecelle'de kadın ve ailenin mahremiyetinin korunmasına yönelik kanunlar bulunuyordu. Ev, sokak, mahalle ve kent örgütlenmesi mahremiyete göre dizayn edilmişti. Cumhuriyetin kurulmasından sonra, 1926 yılında İsviçre'den ithal edilen Medeni Kanunla birlikte mahremiyet sınırları kaldırıldı, Batı'nın serbestlik ve eşitlik ilkesine dayalı aile modeli kabul edildi. Kemalist rejimin Müslüman kadının örtüsüne ve mahremiyetine karşı yürüttüğü savaş başa baş gitti.

Müslüman kadının örtüsü konusunda kitaplar dolusu yazılar yazılsa yeridir. Bir makale ve birkaç kelam tesettürü anlatmaya yeterli gelmese de mühim olan Müslüman kadınların tesettürüne sahip çıkma adına ne yapması gerektiğidir. Tesettürü anlam ve içeriğinden uzaklaştırmak gibi bir savaş stratejisinin yürütüldüğü bir dönemde Müslüman kadınlara yeniden ve her defasında bilinç aşılaması yapmak durumunda olduğumuzu unutmamak zorundayız. Bunun için TESSEP'in yeniden görev alması ve tesettür seminerlerini yapması elzem hale gelmiştir.