Bugün açık konuşmak zorundayız: Ümmet bilinci olmadan asla ayağa kalkamayız. Ne kadar slogan atarsak atalım, ne kadar konferans düzenlersek düzenleyelim, eğer Müslümanlar gerçek anlamda birlik şuuru taşımıyorsa, bu ümmetin hali düzelmez. Çünkü İslam sadece bireysel ibadetlerden ibaret değildir. İslam, bir ümmet inşa eden, toplum kuran, adalet getiren ilahi bir nizamdır. Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir.” (Enbiyâ, 92). Peki, biz gerçekten tek bir ümmet miyiz?

Bugün Müslümanların durumu ortadadır. Aynı kıbleye dönenler birbirine sırt çeviriyor. Aynı Peygamber’e iman edenler birbirini düşman görüyor. Mezhep, cemaat, milliyet ve çıkar kavgası ümmetin belini kırmış durumda. Birlikten bahsediyoruz ama birlik sadece dillerde kalıyor. İcraat yok, samimiyet yok, fedakârlık yok. Oysa Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyuruyor: “Müminler bir beden gibidir; bir organı acı çekerse bütün beden uykusuz kalır.” (Buhârî, Müslim). Bugün hangi bedeniz biz? Gazze yanarken hangi kalbimiz sızlıyor?

Gerçek birlik, kalabalıklarla değil, ihlasla olur. Az ama samimi bir topluluk dünyayı değiştirebilir. Bedir’de Müslümanlar azdı ama Allah’ın yardımıyla izzet buldular. Çünkü imanları sözde değil, fiildeydi. Bugün ise milyonlarca Müslümanız ama zillet içindeyiz. Çünkü ümmet değil, dağınık kalabalıklarız.

Bu bilinç önce kendimizden başlamalı. Ben kendi nefsimde ümmet olamazsam, ümmet nasıl dirilecek? Komşusunu tanımayan, kardeşinin derdiyle ilgilenmeyen, sadece kendi rahatını düşünen bir toplum ümmet olamaz. Ümmet bilinci, sadece yardım kampanyalarıyla değil, hayatın her alanında sorumluluk almakla olur.

Alimlerimiz ve önderlerimiz de artık ritüel anlatıcılığıyla yetinmemelidir. Camiler sadece namaz kılınıp çıkılan yerler değil, yeniden Allah’ın hükmünün konuşulduğu gerçek mescitler olmalıdır. Kur’an bize “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a iman edenler imar eder” der (Tevbe, 18). İmar sadece bina yapmak değil, o mescitleri ümmetin kalbi haline getirmektir. Ekonomi, kültür, ahlak ve aile kurumu yeniden inşa edilmeden ümmet ayağa kalkmaz. Faizle boğulan, ahlaki çöküş yaşayan, ailesi dağılan bir toplum ümmet olamaz. Bizim mescitlerimiz, okullarımız, evlerimiz yeniden dirilmelidir.

Bugün ümmetin halini anlamak isteyen Gazze’ye baksın. Orası sadece Filistin değil, ümmetin aynasıdır. Orada akan kan bizim parçalanmışlığımızın bedelidir. Şunu açıkça sormak zorundayız: Eğer ümmet gerçekten bir olmuş olsaydı, eğer Müslümanlar tek saf, tek yürek, tek bilek olabilseydi, siyonistler bu zulmü yapmaya cüret edebilir miydi? Bu cesareti onlara biz verdik; birbirimizle didişerek, küçük çıkarlarımızı ümmetin onurunun önüne koyarak, kardeşliğimizi sadece sözde bırakarak verdik. Gazze’de bombalanan sadece çocuklar değil, bizim ümmet şuurumuzdur, bizim iman iddiamızdır. Ve unutmayalım: Bu mesele sadece siyasetin konusu değil, Allah katında hesabı sorulacak bir emanettir. Kur’an bizi uyarıyor: “Fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere dokunmakla kalmaz.” (Enfâl, 25). Bugün ümmetin başına gelen musibet, hepimizin ortak sorumluluğudur. Biz susarken, biz dağınıkken, biz konforumuzu korurken kardeşlerimiz toprağa düşüyor.

Unutmayalım; Bir gün mahşer kurulacak. O çocuklar, o analar, o mazlumlar Allah’ın huzurunda şahitlik edecek. Biz ise “Ben ne yaptım?” sorusuyla yüzleşeceğiz. O gün ne paramız konuşacak, ne makamımız, ne de bahanelerimiz. O gün Allah bize soracak: “Kardeşin zulüm altındayken sen neredeydin? Ümmet parçalanırken sen ne yaptın?” İşte asıl dehşet budur. Dolayısıyla, Gazze sadece bir şehir değil, ümmetin imtihanıdır. Eğer bugün uyanmazsak, yarın sadece tarihe değil, Rabbimizin huzuruna da mahcup çıkacağız. Artık söz değil, sert bir uyanış zamanı. Ümmet bilinci olmadan asla!

Gazze’ye selam, direnişe devam!