İç ve dış gündemin çok yoğun olduğu bu günlerde “hangi konuyu yazayım” diye klavyeye dokunduğumda gayri ihtiyari gündemden koptum ve beş gün önce Urfa’da açılışına katıldığım “Davet ve Gençlik Merkezi” isminden ilham alarak “Gençlik ve dijitalleşme hastalığı” konusunu yazmak istedim.

Bugün gençliğimizin ciddi bir anlam arayışı vardır. Bundan dolayı “gençlik” alanına ciddi yatırımlar yapmalı ve bu alan için çok kapsamlı araştırmalar yapıp çözüm yollarını bulmak zorundayız. Yoksa gençliğimiz tamamen ellerimizden kayıp gidecektir.

Dört bir koldan geleceğimiz olan gençlerimize ciddi saldırılar yapılıyor.

Bu saldırıları yapan merkezler; gençliğimizin kendini kaybetmesini, özünden kopup, anı yaşamaları adına kendini nefsinin akışına bırakmasını istiyorlar. Bundan dolayı da ne yaptığını bilmeyen ve bir meçhula doğru yol alan bir gençlik hayal ediyorlar.

Hayallerini gerçekleştirmek için de çok büyük bütçelerle gençlerimizi ifsada ve hastalıklı bir hayata sevk ediyorlar.

Bunun başında da dijitalleşme hastalığı geliyor.

Bu dijitalleşme hastalığını öyle bir noktaya getirmişler ki artık birçok genç zamanının büyük bir çoğunluğunu bu dijital illetler ile geçiriyor.

Hatta nice gençlerimiz bu dijital illetten dolayı normal hayata atılamıyor, çalışmıyor ve evlenmiyor.

Çalışanlar ise, bu illetten dolayı yuvasını yıkıyor, mesleğini bırakıyor ya da görevinden istifa edip bu hastalıkla yaşamayı tercih ediyor.

Bunları söylerken “dijital materyallerden uzak duralım ya da kullanmayalım” demiyorum. Zaten desem de bir anlam ifade etmez, çünkü dijital çağda yaşıyoruz ve artık bizim hayatımızın bir parçası olmuş.

En iyi şekilde kullanalım, istifade edelim, daha çok geliştirelim ve bize ait bir yazılım ve teknoloji ile toplumların istifadelerine sunalım.

Bizim eleştirdiğimiz ise dijitalleşme hastalığına müptela olmak ve bununla gençliğimizi vurmaya çalışan mihraklara alet olmamak ve ifsada sürüklenmemektir.

Dijitalleşme hastalığı ile ilgili onlarca madde yazıp, her bir madde ile ilgili uzun uzun yorum yazmak bir köşe yazısına sığmayacağı için sadece bir maddeyi özetlemeye çalışacağım.

Dijitalleşme hastalığı ile birlikte gençlerimizde görsel idrak egemen oldu.

Artık gençlerimiz çok düşünmüyor, meseleleri idrak terazisinde tartmıyor ve büyükleri ile istişare edip karar vermiyor. Bunun yerine dijital mecralarda gördükleri görselleri ve bu görsellerin altına yapılan yorumları baz alarak karar verir hale geldiler.

Bu durum gençlerimizi pasif birer seyirciye dönüştürüyor.

Dolaysıyla gençlik artık akıl ile değil göz ile olayları değerlendiriyor. Bu durumda, değerlendirmesini düşünerek, tefekkür ederek değil bakmakla ya da seyretmekle yapıyor. Hal böyle olunca da genellikle sonuç hüsran ve acı oluyor.

Ne yaparsak yapalım gençlerimizi bu mecralarla ilgili bilinçlendirmeliyiz. Bu konuyla ilgili ciddi kafa yormalı ve çözüm yollarını bulmalıyız.

Yoksa gençlerimiz, hayat rehberimiz Kur’an-ı azimüşşanın buyurduğu; düşünmek, tefekkür etmek gibi kavramlardan tamamen uzaklaşıp sadece seyreden ve bakan bir gençlik oluverir.