Vakti zamanında “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.” demiş Köroğlu..
Zira o dönem, tüfeğin icadıyla beraber, savaşın ahlâkı değişmişti; yüz yüze cesaret yerini uzaktan, görünmeden ve hatta bazen arkadan vurmaya bırakmıştı. Araç öne çıkıp güçlenmiş, insanın, tabiri caizse er meydanı kuralları değişmiş ve erlerin duruşu zayıflamıştı.
Teşbihte hata olmaz, günümüzde de öyle bir icat çıktı ki, mertlik de dahil pek çok şeyi bozdu.
Filtre...
Filtre çıktı; doğallık, saflık, dürüstlük ve güzellik algısı bozuldu.
Bir dokunuşla bedenler bir anda yeniden şekilleniyor adeta. Bel inceliyor, boy uzuyor, ciltler pürüzsüz adeta porselen oluyor, tüm izler siliniyor. Sözüm ona insan üstü müstesna bir hâl alıyor..
Gerçek beden, yaşamış, yorulmuş, doğurmuş, emek vermiş bir beden olmasına karşın, sıradan ve kusurlu ilan ediliyor. Ekrandaki filtreli ve yanıltıcı suret değerlenip güçlenirken, aynadaki gerçek insana tahammül azalıyor.
Gerçek ile kurgu arasına görünmez bir illüzyon perdesi hakim durumda. Ve o perdede her türlü oyun sergileniyor. Mesela büyük bir kıyas başlıyor. Önce kadın kendi bedenini sorguluyor, sonra eşini, çocuklarını. Erkek de aynı şekilde ekrandaki yapay ve yalan kusursuzlukla gerçek hayatı ölçmeye başlıyor. Önce eşini, kendini, çocuklarını ve tüm sevdiklerini.
Haliyle soğumalar başlıyor ve çoğu zaman soğumalar, eşin veya sevdiklerinin kendisinden değil; gözden zihne, kalbe gelen o sahte filtre merkezli ölçüden kaynaklanıyor.
Filtreli gözün gördüğünü, gönül filtresiz kabul ediyor niyeyse...
Avrupalı bir siyasetçinin sözünü burada nakletmek isteriz:
Şöyle söylüyor:
“Benim çocuklarımı doğarken bedel ödememiş bir bedeni, benim çocuklarımı doğarken bedel ödemiş eşimin bedeniyle kıyas edemem!”
Günümüzde duymaya alışkın olmadığımız hakkaniyetli ve alkışlanası bir söz.
Zira günümüzde bu minvalde ciddi bir ahlâkî dezenformasyon yaşıyor toplum.
Daha fazla güzellik, daha fazla kusursuzluk hülâsa daha ile başlayan sınırsız hedefler, idare ediyor zihinleri, kalpleri..
Kanaatsizlik, şükürsüzlük ve iffetsizlik çamuru hızla sirayet ediyor hemen herkese.
Daha güzel olmalıyım, daha güzel olmalı..
Kusursuz olmalıyım, kusursuz olmalı...
Gibi cümleler, adeta insan üstü varlıklar olmaya ve insan üstü varlıklar arzulamaya itiyor insanları.
Oysa insan, kırışıklıklarıyla, kilolarıyla, maddi manevi kusurlarıyla ve kendine has tüm özellikleriyle hayat bulur.
Filtreli insan tasviri kocaman bir yalan ve kocaman bir mutsuzluktan başka bir şey değildir.
Ama biz ne zaman ki Rabb’imizin filtresini bir tarafa bıraktık, filtre dünyası o vakit bizleri de esiri ediverdi.
Ne buyurmuştu Rabb’imiz?
Hem mü’min kadınlara ve hem de mü’min erkeklere...
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, korusunlar, kıssınlar ve iffetlerini korusunlar…
Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, korusunlar, kıssınlar iffetlerini korusunlar…” (Nur, 30-31)
İşte harama götürecek tüm filtrelerden muhafaza edecek muazzam filtre...
Gözleri sakınmak, korumak ve elbette kısmak..
Nasıl ki sesi kısınca, kulaklardan içeriye giren ses miktarı azalır.
Aynı onun gibi gözün de kendini sakındırarak, koruyarak yani bakışını kısarak bakması, göze gönle, zihne giren görüntüyü kısacaktır.
Ve elbette görüntüyü filtreleyerek etkisini minimize edip, zararını savacaktır biiznillah..
Toplum olarak büyük bir sınavdayız. Bunun boyutlarını kısaca aktarmak öyle çok mümkün değil.