Siyah ile beyaz, güzel ile çirkin, iyi ile kötü, gece ile gündüz bir olmaz...

Hülâsa hiçbir şey zıddı ile bir tutulamaz, ama her şey zıddı ile kaimdir. Zıddı sayesinde daha iyi anlam kazanır.

Bu sebeple kalb-i selimi anlamak için, selîm olmayan bir kalbin hâlini idrak etmek gerekir.

Kısaca tarif edilecek olursa; selîm olmayan kalp, içinde hastalık barındıran kalptir.

Yani kalb-i marazdır...

Kalb-i maraz (marazlı/ hastalıklı kalp);

Hakikate karşı bulanık, niyeti karışık, içi su-i zan, kin ve hasetle yoğrulmuş ve yorulmuş telaşlı, huzursuz kalptir.

Duyan ama anlamayan, görünür olan ama teslim olmayan, gerçeği bilen ama idrak etmeyen, hakka yönelmeyen bir kalp hâlidir.

Ne tamamen ölüdür ne de diridir; kısacası hastadır ve tedaviye muhtaçtır.

Ama kalb-i selim öyle mi?

Kalb-i selim:

“Kötücül duyguları tasfiye ve tezkiye etmiş, arınmış, durulmuş, temizlenmiş, sağlıklı ve sükûn içinde mutmain olmuş kalptir.”

Kalb-i selim, su-i zan, kin, kibir, hased vb. kirlerden arınmıştır mesela...

Hakka karşı inat etmez, insanlara ve tüm yaratılmışlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

Niyeti berrak, yönü doğru, istikameti nettir.

Bu dünyada da ahiret yurdunda da Allah Azze ve Celle nazarında değeri ve ederi olan kalptir.

O gün ne mal fayda verir ne evlat; ancak Allah’a kalb-i selîm ile gelenler kurtulur.” (Şuara 88, 89)

Nebevî öğretiyi hatırlayalım!

“Dikkat edin! İnsanın bedeninde bir parça et vardır; o düzgün olursa bütün beden düzgün olur, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin! O kalptir.” (Buhari, Müslim)

Buradan yola çıkarak, kalb-i selimin bozuk olmayan bir kalp olduğunu ifade edebiliriz.

Bu sebeple, ancak ıslah olmuş bir kalp, kişinin tüm duygusal, zihinsel ve eylemsel süreçlerini ıslah edip, sıhhatle yönetebilir.

Bozuk düşünceler, bozuk duygular ve bozuk eylemler hiç şüphesiz ki, bozuk bir kalpten meydana gelirler.

Konuyu daha iyi pekiştirecek bir hadis ile yazımızı sonlandıralım ...

Bir gün Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Şimdi size cennet ehlinden bir adam gelecek.”

Derken Ensâr’dan bir adam geldi. Bu söz üç gün üst üste tekrarlandı ve her seferinde aynı adam geldi.

Bunun üzerine sahabeden Abdullah b. Amr b. Âs, bu adamın amelini merak etti ve onunla üç gün kalmak için izin istedi.

Ama dikkat etti:

Adam geceyi ibadetle geçirmiyordu

Çok nafile namazı yoktu

Olağanüstü bir ameli görünmüyordu

Üç günün sonunda Abdullah b. Amr (R. A) dayanamayıp sordu:

“Seni Resûlullah’ın bu derece övmesine sebep olan amel nedir?”

Adam şu cevabı verdi:

“Ben hiçbir Müslümana karşı kalbimde kin tutmam,

Allah’ın birine verdiği nimete de içimden haset etmem.”

Bunun üzerine Abdullah b. Amr (R.A) şöyle dedi:

“İşte seni bu dereceye ulaştıran şey budur.”

Hülâsa, sahabeyi cennetlik yapan sahip olduğu selim kalbiydi...

Kin, haset, riya ve iç hesaplardan arınmış bir kalbi vardı...

Mübarek Beraat Gecesi’ne yaklaştığımız şu günlerde, Rabbimiz kalbimizi yoran, bozan ve fesada götüren tüm yüklerden, kinlerden, iç hesaplardan arınmayı nasip etsin.

Kalbimizi razı olduğu berrak ve selim bir hale getirerek, Beratı verilenlerden kılsın.

“Rabbimiz bizi ve bizden önce geçmiş olan mü’min kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin ve kötü duygu bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!” (Haşr, 10)