Pkk 28 Şubat sürecinde eylemlerini neredeyse durdurdu. Öcalan`ın yakalanmasıyla girilen süreçte ise silahların bırakılması ciddi olarak tartışıldı. Silahlı güçler sınır dışına çekildi ve eylemler durdu.

O dönemde Öcalan mahkemedeki savunmasında şu ilginç ifadeleri kullanmış: 'Silahlı savaşımız bir hataydı. Silah ile on Kürdistan kuracağımı bilsem dahi, bundan sonra bir kurşun sıkmam-sıktırmam.'

Süreç ilginç bir şekilde ilerliyordu. 28 Şubat cuntası islami değerlere savaş ilan etmişti ve aynı dönemde Pkk çatışmaları durdurmuştu. O cunta ki en keskin ulusalcılar, kemalistler ve faşistlerden oluşuyordu. Kimse Kürd ya da Kürdce üzerine bir laf edemezdi. Zaten Öcalan da demokrasi ve barış kelimelerini dilinden düşürmüyordu.

Sonra süreç değişti. Demokratikleşme paketleri gündeme geldi ve yavaş yavaş da olsa birçok tabu yıkıldı. Her şeyin tartışılabildiği –en azından etnik temelde-bir ortama doğru gidildi.

Öcalan yeni bir ideoloji inşasına başladı. Bol demokrasi ve özgürlük sözcüklerinden oluşturulmuş; ama içinde demokrasinin D`sini barındırmayan bir ideoloji. Kemalizmi parlatıp Kürdler için kurtarıcı yol diye sunma garabeti çıktı ortaya. Kürdlerin değer verdikleri kişilikler bir çırpıda bir kenara atıldı. Önderlikten başka hiçbir güç, hiçbir bilgi kaynağı olamazdı.

Öcalan, kemalizmin klasik söylemini kullandı Şeyh Said için:

'İngilizler kendi politikaları için Türkiye`de Kürtleri devletin önüne attılar. Bunlar hep böyle yaptılar. Şeyh Said`i kullandılar. Şeyh Said`i kullanarak Musul ve Kerkük`ü aldılar, bu şekilde Mustafa Kemal`e de Kürtlere yönelme yolunu açtılar. İngiltere bu şekilde Şeyh Sait üzerinden politika geliştirdi.Benim üzerimden de politika geliştirmeye çalıştılar, ama ben kendimi kullandırtmadım.'

Şeyh Said karalanırken onu asan zihniyetle birçok noktada buluşulduğu müjdesi veriliyordu Kürd halkına. Bakın Öcalan Mustafa Kemal için ne diyor?

'Bunlar Mustafa Kemal`i de yanlış anlıyorlar. Mustafa Kemal Kürt düşmanı değildi, hatta Kürtlere muhtariyet vermeyi düşünüyordu. Mustafa Kemal`in kafasında bir demokrasi modeli vardı.'

Bir ara sosyalizmi aştığını, Marks`ın ulaşamadığı yerlere ulaştığını iddia etti Öcalan. Bu arada Avrupa`nın desteğiyle kimi talepler dillendirmeye başladı. Israrla 'Önümü açın' diyor, ancak bu şekilde barışa ulaşılabileceğini iddia ediyordu.

Uslubu yavaş yavaş tehdit seviyesine yükseldi.'Ben çekiliyorum' dediğinde Pkk saldırılar düzenledi. Silahlı mücadelenin devam etmesi gerektiğini ancak bu şekilde TC`yi anlaşma masasına ikna edebileceğini ima etti.

Tabii bu süreç dalgalı bir şekilde devam ediyordu. Barış ve savaş arasında bir dalgalanma. Evet, ortada bir dalgalanma vardı; ama kimse 'silah bırakılsın' diyemezdi yine de. Bunu diyenler ağızlarının payını alıp 'özeleştiri' sürecine girdiler. Yani bir tür samimiyet testi.

Şimdilerde savaşın şiddetlenmesini ima ediyor Pkk`ye yakın çevreler. Ilımlı diye nitelenen bir Aysel Tuğluk bile İmralı görüşmesinden sonra böyle laflar etmeye başladı.

Toplumsal hafıza yine savruldu tabii. Kimse Öcalan`ın savunmasında söylediği sözü gündeme getiremiyor. İsterseniz bir daha hatırlayalım o sözleri: 'Silahlı savaşımız bir hataydı. Silah ile on Kürdistan kuracağımı bilsem dahi, bundan sonra bir kurşun sıkmam-sıktırmam.'

Şimdi başa değil sona gelip sormak istiyoruz. Silahlı savaş geçmişte hataysa şimdi neden bu hatada israr ediliyor? Silah ile on Kürdistan değil; ama bir Kürdistan kurulması için neden kurşun sıktırılıyor? Yoksa 'demokratik cumhuriyet', 'demokratik özerklik' gibi kavramların arasında hedefler mi unutuldu?

Sorumuzu bir daha soruyoruz: İnkarcı, asimilasyoncu bir yönetim zamanında silahı bir tarafa bırakıp şimdi şiddeti tırmandırmanın arkasındaki asıl sebep nedir?

Neden şiddet her zaman seçim döneminde tırmanır?