1071 Malazgirt Savaşı'ndan Cumhuriyetin kuruluşuna kadar inançları için, özgürlükleri için, vatanları ve namusları için her şeylerini vermekten zerre kadar tereddüt etmediler. Ama karşılığı, geçen yüz yıl boyunca rejimin ötekileri muamelesine tabi tutulmak oldu: Mürteci ve bölücü olarak idamlardan toplu katliamlara, zindanlardan sürgünlere ve inkar politikalarından asimilasyona kadar her türlü vahşete maruz kaldılar. Toplumun %1'ini oluşturan ve azınlık olarak tanınan Yahudiler ve Hristiyanlar kadar bile hakları olmadı! Çünkü Müslüman idiler ve çünkü Kürt idiler! Kürtler, aynı zamanda Müslüman da oldukları için, zulümleri de çifte yaşayageldiler.

100 yıldır özenle ve bazen de zor kullanılarak dikkatlerden uzak tutulan bu gerçekleri dillendirmeleri gerekenler de dini aidiyet olarak Müslümanlar ve etnik aidiyet olarak Kürtlerdir. Ancak hem Müslümanların ve hem de Kürtlerin çok yönlü baskılarla kuşatılmışlıkları sadece rejim ve onun izindeki parti ve kurumlarla sınırlı değildir. Kendilerini Müslüman olarak tanımlayan birçok yapı ve şahsiyet de bu bağlamda Müslümanları rejime boyun eğdirmek çabası içinde olagelmişlerdir. Kürtlerin de çıkmazı, Kürtlerin haklarını savunduklarını iddia eden yapılardan çoğunun Kürt toplumunun inancı ile savaş halinde olmaları ve özellikle Laiklik ortak paydası üzerinden Kürtlerin haklarını gasp edenlerle beraber olabilmeleridir. Dini aidiyet olarak Müslümanları ve etnik aidiyet olarak da Kürtleri hem dernek, vakıf ve cemaatler ve hem de siyasi partiler düzeyinde temsil eden bu zihniyetin yaptığı ve aynı zamanda başardığı iş, Müslümanları ve Kürtleri rejimin kendileri için çizdiği sınırlarla yetinmelerini sağlamak olmuştur. Yani İslam'ın ne kadarını ve hangi hükümlerini yaşayabileceklerini ve hangi hükümlerini yaşayamayacaklarını devletin belirlediği bir Müslümanlık… Bir de ne kadar Kürt olabileceklerini; anadillerini nerede ve ne kadar konuşabileceklerini ve Kürtçeyi nerede ve ne kadar öğrenip öğretebileceklerini yine devletin belirlediği bir Kürtlük!

Daha açık söylemek gerekirse, bu her iki kesim de adları konulmamış ikinci sınıf vatandaştırlar. Hatta Müslümanları ve Kürtleri konu alan anayasa maddelerine ve bu doğrultuda çıkarılan yasalara baktığımızda, ikinci vatandaş statüsünde bile olmadıklarını görürüz. Çünkü ne Müslümanlar örneğin, Yahudiler ve Hristiyanlar kadar kendi inançlarından doğan haklara sahiptirler ve ne de Kürtler örneğin, Ermeniler kadar kendi etnik aidiyetlerinden doğan haklara sahiptirler. Her ne kadar bazı yasalar yumuşatılmış olsa da Müslümanların ve Kürtlerin mağduriyetleri hala sürmektedir.

Evet, görünürde on binlerce cami var ve yüz binleri bulan bir din adamları ordusu var, ama camilerin asli fonksiyonlarını yerine getirebildiklerini söylemek zor.

Öte yandan Kürtlere yönelik inkar politikalarında da her ne kadar bir yumuşama varsa bile, insanlık suçuna tekabül eden hak gaspı devam ettirilmektedir.

Bugün Müslümanlar ve dahi Kürtler olarak cevabını vermemiz gereken en önemli soru şudur: Önümüzdeki yüzyılı da rejimin ötekileri, mürtecileri ve bölücüleri olarak mı geçireceğiz, yoksa ülkenin eşit vatandaşları olarak mı?

Önümüzde bir seçim var ve görünen o ki, partiler de bu seçime iki ittifak üzerinden gireceklerdir. Bu ittifaklardan biri, şimdi iktidarda olan ve halihazırda MHP'nin rengine bürünen Milliyetçi Cumhur İttifakıdır. Diğeri de CHP'nin rengini verdiği, yani CHP'nin amentüsü diyebileceğimiz Atatürk'ün altı ilkesini esas alan Ulusalcı Millet İttifakıdır! Ve her ikisinin programı da ne Müslümanları ve ne de Kürtleri devletin şimdiye kadarki 'öteki', 'mürteci' ve 'bölücü' muamelelerinden kurtaracak ve onları ülkenin eşit vatandaşları yapacak içerikte değildir!

Bizler de eğer önümüzdeki 100 yılı da rejimin mürtecileri olarak yaşamak istemiyorsak ve bütün temel insani haklarıyla birlikte ülkenin eşit vatandaşları olmak istiyorsak, duruşumuzu da ona göre sergilemeli ve özellikle bundan böyle ne Allah'ın adı ile aldatanlara ve ne de Kürtlükle aldatanlara aldanmamalıyız! Ama geçen yüz yıl boyunca maruz bırakıldığımız zulümlere rağmen ders almayarak bir deja vu ile karşı karşıya kalmamalıyız!