Geçen gün mezarlıkta ölüler ve şehidler arasında gezinirken düşüncelere daldım, aklıma birçok şey geldi. Yan yana dizilmiş mezar taşları, her biri ayrı bir hayatın, ayrı bir hikâyenin sessiz tanığıydı.

Bir çok mezarın kime ait olduğu belli değildi. Bugün mezarlarını bildiğimiz babalarımızın, dedelerimizin mezarları muhtemelen torunlarımız tarafından bilinmeyecek. Bir iki kuşak sonra bizler de unutulacak nesyen mensiyyen olacağız. Bu gök kubbe altında hoş bir sada bırakana ne mutlu!

İnsanlık tarihi boyunca hiçbir dönem, bugünkü kadar maddiyatın putlaştırıldığı, maneviyatın ise bu kadar hor görüldüğü, göz ardı edildiği bir çağ olmamıştır. Para, mal, makam, şöhret, gösteriş, hayatın merkezi haline gelmiş. görünmeyen, ama bizi biz yapan ruh, adeta unutulmuştur. Oysa ruh, bedenimizin içindeki görünmez bedenimizi oraya buraya götüren bir motordur.

Onu görmediğimiz halde, bizi gezdiren, hissettiren, düşündüren, bize koku aldıran, bize gördüren odur. Bir bedevî, çölde devesiyle yol alırken devesi aniden ölür. Devesinin başına gelir ve şöyle der: “Demek ki senin içinde, seni, yükümü ve beni götüren başka bir şey vardı.” Der.

Bedevinin bu basit yaklaşımı ruhun yani maneviyatın varlığını ve maddi bedenin geçiciliğini çok güzel bir şekilde ifade eder. Devenin cansız bedeni çölde kalır ama onu hareket ettiren başka bir şey ayrılmıştır. İşte insan da böyledir: Bedeni toprak olur, ama ruhu bâki kalır.

Günümüz insanı, bu hakikati unutmuş gibidir. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya dalmış, mal biriktirmiş, yorulma bilmezcesine koştukça koşuşturmuştur. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalıştıkça çalışmış, ahireti tamamen unutmuştur. Neredeyse hayatın bütün ayarlarıyla oynarken “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın” sözünün ayarlarıyla da oynamışız. Ölünceye kadar bankalarda para, kasalarda altın biriktiyor, dünya lezzetlerine kapılmış gidiyoruz.

Mezarlıkta gezinirken uzun zamandır unuttuğum ölümü size de bir hatırlatayım dedim. Çünkü mezarlıklar gaflet perdesini aralayan mekânlardır. Peygamberimiz: “Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayın!” (Tirmizi, İbn Mâce, Zühd, 31) diye buyururken kimimiz hiç hatırlamazken kimimiz de çok nadir hatırlamaktadır.

Peki, neden ölümü çok hatırlamalıyız? Bu tavsiye, sıradan bir nasihat değil, kendimize gelmemiz için bir reçetedir. Hayat yolculuğunda ölümün bir durak olduğunu bilir ona göre davranışlarımızı bir düzene sokarız.

Bugün elimizde sandığımız şeyler, yarın toprak olacaktır. Ölümü hatırlamak, insanı bu geçici ziynetlere aldanmaktan korur. Nefsin taşkın arzularını dizginler. İnsan, nefsinin esiri oldukça günahlara dalar. Ölümü düşünen kişi, “Bu günahın hesabını yarın nasıl vereceğim?” sorusunu sorar, kendisine bir çeki düzen verir. Paranın, malın, makam ve eğlencenin aldatıcılığını fark ettirir. İnsan, zenginlikle kendini ebedi sanır. Mezarlıkta gezinirken aile mezarlıklarından mezar taşlarından anlaşıldığı üzere toprak altında yatan zenginler de vardı. Ölümü hatırlamak, bu yanılsamayı yıkar. Evet, zenginler de ölüyordu.

Aslında hepimizin Peygamberimiz aleyhisselamın “Kabirleri ziyaret edin; çünkü size ahireti hatırlatır” (Müslim- 108) tavsiyesine uyarak en az haftada bir kabirleri ziyaret etmesi ve ölümün soğuk yüzünü görmesi lazım ki tedbirlerimizi ona göre alalım da günü geldiğinde ölüm bizi sıcak bir şekilde karşılasın.

Mezarlıkta gezinirken gaflet hastalığıyla müptela olduğunuzu da hemen fark ediyorsunuz. Belki de ölümden kaçmak için eğlenceye, alışverişe, sosyal medyaya daldıkça dalıyoruz. Oysa ölüm, kaçılacak değil, hatırlanacak bir hakikattir ama çok ilginçtir ki taziyelere de gittiğimizde fatihamızı okuduktan sonra elimiz telefonlaramıza uzanıyor. Gafletin dibini yaşıyoruz. Bedevinin devesi örneğinde olduğu gibi, bedenimiz de bir gün yere serilecek, içindeki “o başka bir şey” ayrılacak. O ruh, yaptıklarının hesabını verecek.

Gelin, yukarıdaki hadisi hayatımızın merkezine alalım. Her gün birkaç dakika ölümümüzü düşünelim. Kabirdeki yalnızlığımızı, verilecek hesabımızı, mizandaki tartıyı hayal edelim. Bu tefekkür, bizi dünya esaretinden kurtaracak, ahiret azığı biriktirmemizi sağlayacaktır. Rabbim, bizleri ölümü çok hatırlayan, dünya ziynetlerine aldanmayan, ahiret için çalışan kullarından eylesin. Ölümümüzü imanla ve huzurla karşılamayı nasip etsin.