Sosyalist, komün, ekolojik, demokratik, feminik filan.
Hendek, çukur, öz yönetim, propaganda, his, damar, taraflı okumalar, kin, politize. Derinden kinli etiketler; “cinsiyetçi”, “cihadist”, “şeriatçı”, “kontra”.
Ve sonuna -cı, -çü eki alan kerameti kendinden menkul bol veballi meşhur lafçılar..
Empati, duygusal farkındalık, hak hukuk, meşruiyyet, arka plan.
Öte yanda pazarlıklar, anlaşmalar, yağlı ballı alış verişler.
Ve tekrar tekrar yükselen fanteziler için seçilen dizi dizi kurbanlar, deste deste acılar, ciğeri dağlanmış analar, yürek yakan ağıtlar.
Ve bir türlü kulak verilmeyen iniltiler. Sonra yine önyargılı siluetler.
Coğrafyanın kaderi böyle bir meteoroloji. Karı var, yağmuru var yalnız bir asırdır öyle sisli öyle puslu bir sözlük yağıyor ki diyar yorgun, belde bîzâr, akıl avare.
He ya “Devlet” tabi.
Düğüm orası.
Kim düğümledi, kim çözmedi.
Ve hangi neffasat üfledi o düğüme..
Söz verip de sonra ihanet edenler mi üfledi?
Yoksa pes edip de susanlar mı?
Peki ya “sen devlet deyince ne anlıyorsun?” dediğinizde “demagoji yapma” diye üzerine gelen kesirli sayıların bir türlü öfkesini yutmayı denememesi. Payı küçük paydası büyük iken kesişim kümesinde en çok sıfırı seven dağınık nesneler..
O zaman Süleyman Çelebinin merhumun dizesinde uçan Zümrüdü Anka’ya tüllenmiş bir zihin aşinalığıyla kulak kabartıp “ne alâka” demeden dinle:
“Ûlu devlet buldun ey dildâr sen
Doğiserdir senden ol hulk-ı hasen”
Devletin hası da şahı da şahbazı da sensin hey “derya içre iken deryayı bilmeyen mâhi!”
Haşir Risalesi sarayında oturuyorsun.
Farkında değilsin de Mevlânâ Halid-i Şehrezorî’nin tâcı var başında.
Melâye Cezerî’nin sultanlığını ne kadar da hafife aldın ah ki ne ah:
“Çarê hilin yarê bibîn ne d'perdeya tare bibîn Sed carî er karî bibîn gul wê di nêva buxçe da”
(Perdeyi atıp bak sevgiliye, karanlık perdeden görmeye çalışma Gücün varsa eğer, yüz kez görebilirsin bahçedeki gülü.)
Şehid edildiğinde “vallahi kazandım” diyen sahabeler gibi ahdine yürüyen devleti de bilirsin oysa:
“We la ubali bi sulbi fi cuz’u-ir rada. İn kane mesre’l fi-Allah’i we fi’d-din”
(Benim bu değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir.)
Amma mezar yeri öyle mi?
Elbette ki hesabı sorulur da.
Onu da, devleti sekiz asırdır yıkılmayan Mevlana Hazretlerinden dinle:
«Ölümümüzden sonra, mezarımızı yerde arama;. Bizim mezarımız, ârif kişilerin gönülleridir.»
Hem Rabbine vuslatının yıldönümünde şu fani oyun sahasının üstünde devlerin debdebelerini başlarına geçirmiş Şehid Rehberin görkemli mücadelesini gör.
Ve etrafında her biri göz kamaştıran surları. Şehid Muhammed Ataları ve nicelerini.
Elhamdülilillâhillezi hedânâ li hâzâ ve mâ künnâ li nehtediye levlâ en hedânallah
Hak Teala, iman devletinden mahrum eylemesin. Amin.