Yine o bilindik sözle karşı karşıyayız; “Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor.” Kartlar bir daha karılıp dağıtıldı. Bu söz bu sefer klişeleşmiş şeklinden çıkıp somut bir gerçekliğe dönüştü. Dağıtılan bu kartlar sonucunda bölgede ve yanı başımızda siyasi, askeri ve diplomatik dengeler köklü bir şekilde değişti, eski ittifaklar bozuldu, güç pozisyonları yeniden belirlendi ve yeni bir düzen oluştu. Kartlar dağıtılırken SDG de dağıtıldı ve helallik dilenmeden YPG masadan kaldırıldı.

SDG/YPG veya bizim buradan bakılınca PKK, Suriye’de devletçiğin kuyruğundan yakalamışken en kötü günlerini yaşar hale geldi. Suriye’de yaşayan birçok Kürt, PKK’nın Suriye Kürtlerine müdahil olmasından şiddetle rahatsız oluyordu. Ama şu bir gerçekti ki YPG demek PKK demekti, yan kuruluşu demekti. Bu nedenle PKK’ya “Elini YPG’den çek” demek mantıkla bağdaşmazdı. YPG ve muzahir kuruluşlar son zamanlarda dağıtılan bu kartlardan habersiz bir oyun kurmaya çalışırlarken ve devletçilik oynarlarken bir anda neye maruz kaldıklarının şokunu yaşadılar. Rüyalarında bile göremeyecekleri bir kırılma anı yaşadılar. Kartlar karılmış ve kendilerine bir iskambil kâğıdı bile verilmemişti.
Dağıtıcılar onları oyun dışı bırakmışlardı. Ağlamak ve bağırmaktan başka ellerinde bir şey kalmamıştı. Küresel senaristler, daha önce başat rol verdikleri YPG’ye bu sefer figüran rolünü vermişler ve biletini kesmişlerdi. Bu oyunun acımasız bir kuralı vardı; küçük güçler, büyük aktörlerin çıkar çatışmalarında ancak geçici rol alabilirlerdi.

Trump’un Suriye Özel Temscisi Tom Barrack, SDG ile ortaklığın esasen IŞİD'e karşı olduğunu ve artık bu ihtiyacın büyük ölçüde ortadan kalktığını belirterek, onlara hayatlarının hayal kırıklığını yaşattı. Daha anlaşılır bir ifadeyle resmen sattılar. Daha 1-2 ay önce: “Suriye’nin anahtarı bundan sonra Türkiye ve Erdoğan’ın elinde olacak” diyen Trump, YPG’nin tabutuna ilk çiviyi çakmıştı.
Yine de SDG/YPG’ye bir entegre şansı verilmişti. Onu değerlendiremediler. Mazlum Abdi’yi gaza getirip: “Ahmet Şara’da kimdir ki Generalimiz Mazlum Abdi onun ayağına Şam’a gitsin. Colani Qamişlo’ya ayağımıza gelsin” diyenler oldu. Yanlış hesap yaptılar. Bu nedenle istenilen sonucu bir türlü çıkaramadılar. Matematikle beraber geometriyi de bilmeyince yine Kobanê ve Qamîşlo’ya sıkıştılar.

Amerika’nın onları sonsuza kadar korumayacağı, menfaatini öncelediği kendilerine söylenmesine rağmen kulak tıkadılar. Amerika ile ilişkinin misyon odaklı olduğunu anlamak istemediler. Amerika’nın kolundaki “Pragmatizm” armasını göremediler. Son kullanma tarihlerinin olduğunu ne yazık ki bilemediler. “Devletçik” hayallerinin, küresel güçlerin stratejik çıkarlarıyla örtüştüğü sürece tolere edileceğini, örtüşmediği noktada ise üzerlerinin hızla çizileceğini kestiremediler.

Tabutlarına bir ay önce ilk çiviyi çakan Trump birkaç gün önce bir basın toplantısında sorulara cevap verirken, YPG’yi kast ederek: “Kürtlere büyük miktarlarda para verdik, petrol ve başka şeyler verdik. Bu ortaklığı bizden çok kendileri için yapıyorlardı.” Diyerek tabutlarına son çiviyi çakmıştı.
Bu film de acı sonla biten nadir filmler arasına girdi. Ardından acı hikâyeler, tatlı rüyalar, yanlış stratejiler ve alınacak dersler bırakarak. Var mı o dersleri çıkaracak akıllı başlar?
Ne yazık ki olan yine kendilerini “Halkların Kardeşliği Çıkmaz Sokağı”ında bulan Kürtlere oldu. Bu diyarlarda romantik siyaset vaka ile çelişince böyle oluyordu işte!
Biz bu filmi görmüştük. Anlatmıştık. Anlattığımızı sanmıştık demek ki anlatamamışız. Ya da anlatmışız anlaşılamamış.