Dünyanın gözü bir kez daha Ortadoğu’ya çevrilmiş durumda. Trump yönetiminin ikinci döneminde devreye soktuğu Firavunvari baskı, dünya serseriliği politikası, askeri yığınak, uçak gemileri, bombardıman uçakları, bölgeye sevk edilen binlerce asker ve tehdit dili, bir müdahalenin ayak sesleri olarak değerlendirilebilir. Ancak bu yığınak tek başına bir savaş iradesi anlamına gelmemektedir. Aksine, bu hamlelerin İran’ı psikolojik olarak baskı altına alma, müzakere masasında elini güçlendirme amacı taşıdığı da söylenebilir.

Tüm bu gelişmeler “Amerika İran’ı vurur mu?” sorusunu gündemin merkezine taşıdı.

Öyle zannediyorum ki bu sorunun cevabı net bir "evet" veya "hayır" değildir. Çünkü emperyalistlerin bir özelliği de belirsizliği bir silah olarak kullanmalarıdır. Türkiye’deki televizyonlarda uzman olarak çağrılan savaş çığırtkanlarının kimisine göre geçen Perşembe akşamı, kimisine göre geçen Cuma sabahı, kimisine göre geçen Cumartesi günü gece yarısı vuracaktı. Mübarekler sanki meteoroloji tahmini yapıyorlar.

Ama şu var ki gerek Trump gerekse onu İran’a müdahale için baskılayanlar işin varacağı noktayı kestirememektedirler. İran’a bir zarar verebileceklerini biliyorlar ama görecekleri zararın hesabını yapamadıkları için işi bir belirsizliğe doğru itiyorlar.

Umman’daki görüşmeler, savaşın önündeki bir engel gibi veya erteleyici bir unsur gibi duruyor şimdilik. Trump, İran'ın nükleer programını yeniden yapılandırmaya çalıştığını söyleyerek, uranyum zenginleştirmeyi tamamen durdurma, balistik füze programını sınırlama, füzelerin menzilini israile ulaşamayacak şekilde düşürme, Husiler, Hizbullah, Haşdi Şabi’den desteği çekme taleplerinde bulunuyor -ki bunlar bir teslimiyet çağrısıdır- İran haklı olarak bu konuların konuşulmasını bile kabul etmemektedir. Çünkü bu maddeler, İran'ı silahsız, savunmasız, kolu kanadı kırık ve bölge denkleminden dışlanmış bir hale getirmeyi amaçlıyor ki bu olası bir şey/durum değildir.

Netice itibarıyla Amerika’nın İran’ı vurma ihtimali ve iradesi vardır. İran’ın yanıt kapasitesinin israil üzerinde bir sopa gibi durması Amerika’yı da müzakerelere zorlamaktadır. Kısacası mevcut tablo, bu meselenin karşılıklı tehditler, psikolojik harp ve belirsizlikler üzerinden bir süre daha devam edeceğe benziyor.

Tarihe bakacak olursak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz Ortadoğu’ya hiçbir zaman barış gelmeyecektir. Büyük bir savaş olacaktır. Bu savaş, her krizde bir gücün diğer gücün belini kıracağı bir zamana ertelenmektedir.