Gerilimler, tartışmalar, sıkıntılar bitmek bilmiyor memlekette.

Hukuki düzenlemeler için uygun ortamın beklendiği iddia ediliyor; ama hukuksuzluklar diz boyu… Üstelik bu hukuksuzların giderilebilmesi için düzenleme yapılmasına da gerek yok.

Zaman geçtikçe umut kırıntıları da kaybolmaya başlıyor.

Eski defterler ise daha da sıkıntılı.

Yıldönümleri beraberinde tartışmaları da getiriyor. Herkes 2015`te, yani yüzüncü yılda diasporanın Ermeni meselesini tüm dünyanın gündemine getireceğine ve Türkiye`nin sıkıntılar yaşayacağına inanıyor.

Sıfır problem yüzde yüz probleme dönüşebilir. Şimdi hükümete sorarsanız size A, B, C planlarının olduğundan söz edecekler.

Bunlar da gündemi meşgul ediyor; ama biz bundan daha çok içerisi ile ilgiliyiz.

İşte 'hayata dönüş' adı verilen operasyonun yeni bir yıldönümünde sorular yine cevapsız kaldı. Ortada bir katliam varsa neden suçlular bulunamıyor?

Oysa bu öyle faili bulunamayacak bir olay değil. Ama işin içinde dönemin Başbakanı, İç İşleri Bakanı, Adalet Bakanı ve hatta Cumhurbaşkanı da var.

Olay birkaç rütbesiz erin üzerine yıkılarak kapatılmaya çalışılıyor.

Oysa birileri bize her şeyin değiştiğini söylüyor. Güya vesayetçi rejimin sonu gelmiş.

Profesör Ümit Kardaş`ın dediği gibi üç generali içeri atmakla vesayetçi rejimi bitiremezsin. Yani birkaç çiçekle bahar gelmez!

Bir Ergenekonla mücadele ederken yeni Ergenekonlara zemin hazırlıyorsan sadece sistemin rengi değişir.
Herkesi bağlayacak hukuki düzenlemeler yapılmadan değişikliklerin bir anlamı yok. Elbette hiçbir şeyin değişmediğini iddia etmiyoruz.

Evet, çok şey değişti.

Ordu hükümetin emrinde,

Yargı büyük oranda değişti,

Basında da hükümete muhalif kimselerin sesi pek çıkmıyor,

Bürokrasi de değişti.

O zaman mazeret kalmadı demek.

Öyleyse önümüzdeki çarpık tabloyu kim izah edecek?

Eğer cezaevi görüşlerinde halen çarşaflı bayanlara sorun çıkarılıyor; hatta daha da ileri gidilip hakaret ediliyorsa ortada bir terslik var demektir.

İki polisin bara içki içmeye giden yarı çıplak bir kadına şiddet uygulaması üzerine kıyamet koparılıyor ve İl Valisinden Bakan`a kadar herkes özür dileme yarışına giriyorsa ve bu 'adamına göre muamele'ye kimse tepki göstermiyorsa bu işte bir terslik var demektir. Hayır, olaylar tek tük cereyan etmiyor, o yüzden istisna olarak kabul edemiyoruz.

Örneklerimiz de bir tane ile sınırlı değil!

Adalet Bakanlığına bağlı cezaevlerinde çarşafla ilgili sıkıntılar uzun zamandır dile getiriliyor. Bunu düzeltmeye yönelik herhangi biz düzenleme yapıldığını duyanınız var mı?

İlköğretimlerde başörtüsü ile ilgili mağduriyetler de devam ediyor.

Öğrenciyi derse almama, veliyi polis marifetiyle tehdit etme, gözaltına alma uygulamalarından vazgeçilmemişken, sonra devreye sokulan sürgünlerle hak ihlalleri devam ediyor. Sivil polisler gizlice kursların, derneklerin kapılarıyla uğraşıyorlar.
Fark edildiklerinde kaçıyorlar.

Ya fark edilmezlerse…

Önümüzde Elazığ İhya Der olayı var.

Gerçi başka yerlerde de oldu; ama İhya Der olayı üzerinde durulmayı gerekli kılıyor.

İşin içinde polis, mahkeme ve yargıtayın olduğu komple bir sistem.

Dernek binasına suç unsuru sayılabilecek malzemeyi kimin bıraktığı tespit edilemedi, çünkü mahkeme teknik incelemeye gerek görmedi. Yargıtay dosyanın eksik olduğuna bakmaksızın kesin kararını verdi.

Ortadaki garabeti izah etmenin imkanı yok! Yargıtay`dan sonra karar düzeltme istenebilecek bir yer de yok.
Olsa da bir şey değişmez ya. Sistem bu konuda rahat.

Tekrar cezaevi görüşü konusuna geliyorum. 'Adana F Tipi Kapalı Cezaevi`ne hükümlü bulunan babası Veysi Ülsen`i ziyarete giden Rümeysa Ülsen (18), çarşafı bahane edilerek görüşe alınmadı.'

Rümeysa Ülsen, cezaevi personeline bunu yapmaya haklarının olmadığını ve kendilerini şikayet edeceğini söyleyince 'Defol git! İstediğin yere şikayet et!' hakaretiyle karşılaşıyor. Polisiyle, yargısıyla, cezaevi personeliyle sistem rahat ve mağdurlara aynı karşılığı veriyor:

'İstediğin yere şikayet et!'

Sizi Allah`a şikayet ediyoruz, başkasına değil.