İmam Gazali çocuk terbiyesi için şöyle buyurmaktadır: "Her çocuğa, onun ruhsal yapısına, zekâ ve mizacına uygun muamele edilmelidir. Çocuğa kendisini hataya düşüreni, hataya düşürenin hayatının ölçüsünü, kültür seviyesini ve bugüne kadar nasıl bir ortamda yetiştiğini anlatmak suretiyle bilgi vermek gerekir. Bütün bunlar eğitimciye çocuktaki sapmanın sebebini anlayıp gereken açıklamada bulunmasına imkân verir, çocuğun hastalığını teşhise yarar...

Ancak bu sayede ona uygun bir çare ve ilaç ortaya koyabilir. Terbiyeci, mevcut hastalığın ilacını bulmanın imkânlar dahilinde olduğunu anladığı, hastalığın asıl yerini tespit edip teşhis koyduğu zaman ona uygun gelen ilacı verebilir ve onunla en üstün bir yöntem içinde yürüyebilir. Öyle ki yavaş yavaş çocukla birlikte sağlıklı kişilerin bahçesine erişir, Allah'tan korkup fenalıklardan sakınanların fazilet kıyısına gelebilir.

Efendimiz(s. a. v), çocukların işlediği hata ve yanlışlara parmak basarak onları irşat etmiş ve yönlendirmiştir. Ömer bin Ebu Seleme(r. a) anlatıyor: "Ben Resulullah (s. a. v)'ın himayesinde bulunan taze bir genç idim. Sofrada elim yemek kabının üzerinde hareket eder, belli bir yerinden değil, kabın her yanından elimi uzatıp yemek alırdım. Bunun üzerine Efendimiz bir gün bana şöyle buyurdu: "A Delikanlı! Allah'ın ismini an, sağ elinle ye ve yemek kabından da senden yana olan kısmından alıp ye!" Resul-i Ekrem, aynı sofrayı paylaştığı genci gayet güzel bir uyarı ve öğütle terbiye edip yönlendirmiştir.

Günün birinde Resulullah (s.a.v)’a biraz içecek getirildi. Ondan biraz içtikten sonra sağ yanında temyiz (iyiyi kötüden ayırabilecek yaşa erişmiş) bir çocuk bulunuyordu. Sol yanını da yaşlı kişiler almıştı. Resulullah (s. a. v) çocuğa dönüp dedi ki: "Bu içeceği şu yaşlı kimselere vermem için izin verir misiniz?" Bunun üzerine çocuk: "Hayır, vallahi sizden olan nasibime kimseyi kendime tercih etmem." diye cevap verdi. Resulullah (s.a.v) içecek kabını çocuğun eline koydu. (Buhari-Müslim : Sehl bin Sa'd)

Dostlar, Hz. Peygamber'le bu denli rahat bir diyalog kuran bu çocuk kim? diye soracak olursanız, o, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'tır. Efendimiz, çocukların büyüklerle bir arada bulunduğu mekânda, su içilmesi gerektiğinde küçükleri kendine tercih etmekle salt Abdullah’a değil, Abdullah’ın şahsında bütün ümmetin çocuklarına ders vermiştir. Eğitirken aynı zamanda gençliğe bir şahsiyet ve kişilik de kazandırıyordu. Gençliğin bir hazine olduğunu ve bu hazinenin heba edilmeden ümmetin mühim meseleleri için istihdam edilmelerini ve vazifelendirilmelerini istiyordu. Nebevi metod hikmetle hareket etmeyi iktiza ediyor. Yumuşak bir dille çocuktan izin istemesi ve lütufkâr bir ifade kullanması nebevi ahlakın gereğidir. Kaldı ki nebevi ahlak korkutmayı değil, müjdelemeyi; zorlaştırmayı değil kolaylaştırmayı gerektiriyor.

Ey dost, yüzüstü bırakılıp ihmal ve ilgisizlik batağında yüzen çocuklardan toplum olarak kim, ne bekleyebilir ki? Dinin direği olan namaz gibi büyük bir ibadeti terk etmiş bir gençlik manen enkaz altında can çekişmekte. Maneviyatı törpülenmiş bir gençliğin anne-baba ve insanlığa iyilik ve merhamet etmesini beklemek safdillik olmaz mı? Bunun için faturayı büsbütün gençliğe kesmek haksızlık olur. Mesela babalar çok mu masum? Asla... Örneğin sefahat içinde ömrünü geçirmiş bir babanın eşine, çocuklarına ve çevresine güzellik namına bir şey vermesi, rol model olması mümkün müdür? Hayatını günahlarla geçiren bir baba düşünün, o babanın elinin altında yetişen çocukların sapıtmaması veya suç işlemeden durması mümkün müdür?

Şair, ebeveyn terbiyesinden mahrum bir şekilde yetişen çocuklar için şöyle demektedir:

"Cennet misali bahçelerde yetişen bitkiler ile çölde bakımsız boş yetişen bitkiler, elbette bir değildir. Din ve ahlak bakımından noksanlığı bulunan kadınların sütünü emen çocuklardan olgunluk ve kemâl beklenir mi?"

Resul-i Ekrem’in (s. a. v) çocukları itinayla yetiştirmenin zaruretine işaret eden birçok emir ve tavsiyesi vardır. Bu emir ve tavsiyelerinden bir kısmını nakledelim:

“Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuzdur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın da kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur." (Buhari-Müslim)

-"Çocuklarınıza edep ve terbiye verin, onların edep ve terbiyesini güzelleştirin." (İbn Mace)

-"Çocuklarınıza, ilahi emirlere uyup amel etmelerini, ilahi yasaklardan kaçınmalarını emredin…" (İbn Cerir)

-“…Gerçekten Kur’an okuyup (Onu göğsünde taşıyanlar), Allah’ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet günde Allah’ın Arş’ının gölgesinde barınırlar.” (Taberani)