Yaşam tarzı olarak mütevazi, halkı önceleyen, dinleyen, ertelemeyen bir idare tarzı… Hz Ömer`in hassasiyetlerini ve uygulamalarını okuduğunuzda hayranlık içinde kalır, sıradan bir arabı bu seviyeye çıkaran islam`ın yüceliğini bir daha anlarsınız.

Hz Ömer`i çok anıyoruz/anmalıyız çünkü coğrafyamız onun idare sistemine her zamankinden daha muhtaçtır. Çok sayıdaki diktatör tarafından kuşatılmıştır ümmetin evlatları ve çaresizdir.

Bu diktatöler, birbirlerine dostluk da yapsalar, düşmanlık da yapsalar her halukarda ümmet zarar görüyor. Birbirlerine çok benziyorlar; ama efendileri için bazen çekişiyorlar bazen de yardımlaşıyorlar.

Coğrafyamızdaki diktatörlerin ortak yanları çoktur. İlk bakışta farklılıkları göze çarpıyorsa da dikkatli bir bakış önümüze farklı bir tablo çıkaracaktır.

Kısaca bir göz atalım.

Hüsnü Mübarek, Sedat suikastı sonrası ortaya çıkan boşlukta dengeleri gözeterek başa geçti. Mısır`da meclisi, hükümeti, yargıyı, sermayeyi kontrol ediyordu. Göstermelik de olsa seçimler yapılıyordu ve partiler vardı. Oğulları ve yakın akrabaları her yere söz geçiren konumlardaydılar. Amerika ve israille güçlü bağları olan bir diktatördü.

Abdullah, kral olan babasının yerine oturdu. Ürdünde hükümet, ordu ve sermaye onun ve işaret ettiği kişilerin kontrolündedir. Kral olduğu için kendisi göstermelik de olsa halkın önüne çıkmaz.

Kaddafi darbeyle geldi ve geldiğinden beri hükümetin atamasını yapıyor. Kendisi aday olmuyor, çünkü kendine Libya`nın ebedi lideri gözü ile bakıyor. Libya`daki servetini çocukları idare ediyor ve miktarını rakamlara dökmek bile zor. Kızı ve oğullarının uluslar arası ortaklıkları var.

Suriye`de Beşşar Esad, babasının mirasına kondu ve eski bürokratlar yardımıyla işi idare etmeye çalışıyor. Seçimler formalite ve her zaman yüzde doksanın üzerinde oy alıyor. Ülkede resmi muhalefet yok.

Suudi ve Körfez ülkelerinin yönetimi ve serveti belli ailelerin elinde.

Diktatölerin siyasi duruşları, yakınlıkları ve dünyaya bakışları farlı da olsa ortak bir yönleri var. Tümünün batı tarzı bir yaşamları var.

Suudili yöneticiler bulundukları bölgenin hassasiyetlerinden dolayı daha dikkatli davranıyorlar; ama diğerlerinin tümü islam dışı bir yaşamı benimsemiş durumda. Hepsinin eşleri açık. Hepsinin kızları ve gelinleri batılı şekilde giyiniyor. Hemen hepsinin batı ülkelerinde yatırımları ve turistik dinlenme yerleri var.

Amerika`ya sırtlarını dayayan bu diktatörlerin hiçbir islami hassasiyet taşımaması, islam kültürüne olan düşmanlıkları onların zihniyetlerini deşifre ediyor aslında. Örneğin bu rejimlerin tümünde islami kitaplar yasaktır ve bulunduranlara ağır cezalar verilir. İslami kitaplar derken S. Kutup, Mevdudi, H. Elbenna gibi alimlerin eserlerini kastediyorum.

Tunus`ta yıllarca bazı bölgelerde örtü yasağı uygulandı.

Mısır`da islami hareketlere yönelik operasyonlar, işkenceler her zaman basının gündemindeydi.

Kaddafi`nin muhaliflerinden kimse haber bile alamıyordu. Benzer bir durum Suriye için de geçerliydi. H. Elbenna`nın kitabını bulundırmanın karşılığı mahkemeye çıkmadan yıllarca süren zindan günleriydi.

Kaddafi ve Esad direniyor; ama diktatörler gidecek.

Korku sınırı aşılınca diktatörlerin gitmekten başka çaresi kalmaz.

Diktatörlerin yerine kimler mi geliyor? Elbette Amerika ve israil kendi kontrollerinde birilerini isterler; ama her zaman istedikleri olmaz. Onlar da güçlü ve karizmatik Batıcıları bulmakta zorlanırlar.

Bölge şartlarını gözeterek kimi diktatörlere müsamaha ile bakmanın tutarlı bir tarafı yoktur. Esas olan zulme karşı çıkmaktır ve bu esas hiçbir dengeye kurban edilemez.

Diktatörler sonrası, mazlum islam coğrafyasının hayra kavuşmasını temenni ediyoruz.