• DOLAR 5,7250
  • EURO 6,2958
  • ALTIN 280,497
  • ...

Parkorman, sabahın erken saatleri… Değişik yaş guruplarından insanlar spor yapıyor. Kimler yok ki: Tonton nineler ve dedeler, mideye bir ayar verememekten veya irsiyetten kaynaklı şişman kadın ve erkekler; daha dinç, daha dinamik olmak isteyen gençler, doktorun yürüyüş tavsiye ettiği hastalar… Koşar adım yürüyüş yapanlar, koşanlar, spor aletlerine asılanlar...

Ne güzel! Ama beni  hayretler içinde bıraktığı kadar düşündüren mevzular da yok değil. Biz kalkmak için zorlandığımız, hele biraz daha uyuyayım dediğimiz sabah  namazının ilk vakitlerinde de spora kalkanlar var. Namaz dönüşü bu tabloyla ilk karşılaştığımda, acaba bunlar sabah namazına kalkmışken biraz da spor mu yapıyorlar diye düşündüm. Ama dönüp baktığım kişi bana pek namazlı gibi de gelmedi . Demek,  sizdeki sabah namazına kalkmak zorunluğu kadar bir zorunluluk hissi var ortada.

Parkta saat sekize doğru spor yapanlar daha bir kalabalıklaşır. İşe giderken bu defa içlerinden geçerim. Her biri ayrı ayrı dikkatimi çeker ve her birisinin spor yapmasıyla ilgili kendimce farklı bir neden bulurum. Ama yine istisnasız hepsinde bulduğum ve onların özel sebeplerinden çok daha belirgin duran bir sebep daha görürüm: Hayatı sevmek... Hayattan düşmemek için hayatın bağlanma kulpunu daha da sağlamlaştırmak... Evet, insanın fıtratındaki hayat sevgisi, sabah serinliğinde spor yapanlarda netleştiği şekliyle başka nerede ortaya çıkar, bilmiyorum. Parkta yürüyüş, koşu veya başka bir şekilde spor yapan tonton nineler, dedeler; şişman diğer kadın ve erkekler, hastalar ve gençler; bir de tembelliğini itiraf ederekten spor yapamadığını söyleyen bizler, hepimiz, ortak ve yüksek bir sesle aslında şunu diyoruz: Hayat güzeldir.

Bu tesbitten sonra onun köşemizle olan ilgisini yine hayattan canlı bir örnekle anlatayım: Yüzme havuzunda yüzüyoruz. Ben elli metrelik havuzu boydan boya yüzebiliyorum ama benden 17 yaş daha geçkin birisi bunu iki defa yapıyor, hem de hızlı hızlı. Yanına varıp kendisini kutladıktan sonra: "Sen benden daha fazla yüzebildiğin için benden daha gençsin." Sonra devamla: "Değil mi ki gençlik; yapabilmektir, dinamizm ve çevikliktir; o zaman sen bunu benden  daha fazla yapabildiğine göre benden daha gençsin." dedim. İşte size sporla gelen gençlik… Evet, gençlik budur. Yetmişlik dede sizden daha hızlı yürüyorsa sizden daha gençtir. Kaynananız sizden daha fazla çalışabiliyorsa sizden daha gençtir.

Gençlik, hayatın tadı tuzu, hayatın baharı değil mi, diyeceğim ve biliyorum ki kimi gençler yaşadıkları bazı sıkıntılar yüzünden bu sözüme dudak bükecekler. Zira "An mahiler (balık) ki derya içredirler, deryayı bilmezler." beytinin anlattığı gibi suyun kıymetini ancak karaya vurmuş balık bilir. Bunun gibi gençliğin kıymetini de en çok ihtiyarlık sahiline vuranlar bilir. Bunlara yani gençliği geçenlere diyeceğim o ki yüzme bahsinde geçtiği şekliyle ikinci bir gençlik mümkün: Spor!

Spor sadece kişiye ikinci bir gençliği, ömrün baharını yaşattığı için onu bu köşeye taşımadım. Hayır, sporun ruh sağlığına olan etkisi beden sağlığına olan etkisinden çok daha büyüktür. Bu konuda yazılmış birkaç makaleyi muhakkak okumalısınız. Ama ben yine de spora iştahınız kabarsın diye birkaç yararını size aktarayım. Evvela spor ederken salgılanan enzimler sayesinde insan kendini dinç ve huzurlu hissediyor. Spor; ağrılara ağrı kesici oluyor, kuruntu ve endişelerinizi azaltıyor, kendini sevme ve kendine güveni artırıyor. İyi bir fiziksel görünüş veriyor, vücut gibi hafızayı da güçlendiriyor, depresyona iyi geliyor vesaire vesaire.

Gençliği geçenler için ikinci bir gençlik; gençler içinse hayatın özüne dalıp yudumlamak ve gençliğin kendine has sorunlarından kurtulmak için spor gibi bir reçete yoktur. Deneyin, affedersiniz deneyelim; kesinlikle kendimizi öncekinden en az yüzde elli kadar daha dinç ve mutlu hissedeceğiz.

 

Sakın beden deyip geçmeyin. Unutmayın ki bedenimizin ruhumuza fısıldadığı çok manidar mesajları var.

Yazarın Diğer Yazıları