• DOLAR 5.568
  • EURO 6.181
  • ALTIN 269.878
  • ...

Felek, gök cisimlerinin dönüp dolaştıkları yörünge... Yasin süresi, gök cisimlerinin yolu da diyebileceğimiz bir yörüngelerinin olduğunu “Her biri kendi feleğinde akıp gider.” şeklinde ifade etmektedir.

Ayın, güneşin ve yıldızların feleklerini şaşırttıklarını bir an için düşünün. Kendi feleğinden çıkan, diğer bir gök cisminin feleğine girecektir ki bu da kaçınılmaz bir çarpışma demektir. Tabi, herhangi ciddi bir patlamaya şahit olmayan birisi, bunun ne korkunç bir şey olduğunu hakkıyla anlayamaz. Hendekli, barikatlı o sokak çatışmaları, yanı başımızda gerçekleştiği için biz, olabilecek fecaati bir miktar tahmin edebiliyoruz. O günlerde çok büyük patlamalar duyduğumuzu düşünüyorsunuz doğal olarak. El hak, küçük patlamalar da değildi hani. Mayından tanka kadar her canavar içini rahat etti. Biz de çok büyük patlamalar olduğunu düşünüyorduk. Ta ki…

Patlamadan daha büyük patlama varmış meğerse. Patlamalar sürüp giderken bir akşam gök ağırlaştı. Yağmur önce ağırdan sonra gökten boşanırcasına... Buna eş zamanlı olarak ağır bir şimşek bombardımanı... Bu arada çatışmalar da devam etmektedir. Şimşekler öyle vaveylalar kopardı ki o korkunç patlamalar dediğimiz çatışma sesleri, artık bize bir çalının dibindeki cırcır böceğinin sesi gibi münis ve melodik gelmeye başladı. Ya rabbi bizi cehenneminden koru, gök zemine nasıl da gürlüyordu! Artık sen, yıldızların feleklerini şaşırıp koçlar gibi birbirinin üzerine yürümelerini sen düşün.

Nesnelerin feleği olur da insanın olmaz mı? Taha süresi 50. ayette “Rabbimiz her şeye yaratılışını veren ve sonra onu, yaratılış gayesine uygun yola yöneltendir.” diyor. Zaten biz de her namazda “Ya rabbi bizi doğru yola ilet.” derken bu yaratılışa uygun yolun talebinde bulunmuyor muyuz?

Söz konusu varlıkların en şereflisi insan olunca, felek/yol daha bir önem kazanıyor haliyle. Öyle ki Yüce Allah insanın erkeğine, dişisine; çocuğuna,  gencine, ihtiyarına ayrı ayrı felekler tayin ediyor. Ve şiddetle “yoldan çıkmayasınız.” diye de emrediyor. Peygamber Efendimiz de farklı hadislerinde feleğinden çıkıp kadına benzemeye çalışan erkeğe, gençlere öykünen ihtiyarlara lanet etmiyor muydu.

Kadın kendi feleğinde, erkek kendi feleğinde; zevce kendi feleğinde, koca kendi feleğinde olacak; çocuk, genç, ihtiyar kendi feleğinde dönecek. Kimse haddini aşıp diğerinin feleğinde dönmeye kalkışmayacak. Ta ki iş dönsün; hayat, saadet renkli bir deveranla dönsün.

Felekten ufak bir sapma, hayatı bariyerlere sürttürür. Akıllı şoför, direksiyonu fazla çevirdiğini anlar ve hemen yolun ortasına direksiyon kırar. Yolunu görmeyecek kadar kör olansa bu sarsıntıyı cezbeye geliş sanıp ters şeride geçer ve olan olur: Cinnet, intihar, aile içi huzursuzluk...

Bilmek gerekir ki ellerimizin kazandıklarıdır başımıza gelenler. Direksiyonu kadın-erkek, eş- koca ya da genç-ihtiyar olarak kendi sınırımızda tutmuyor, habire diğerinin üzerine kırıyoruz. Ve Maalesef hızımız fazla; maalesef, yol hakkımızı kendimize az görüyoruz. Dahası... Maalesef, çoğumuz dünya içkisiyle sarhoş bir şekilde direksiyon başındayız.

İtiraf etmem gerekir ki bu yazıda asıl hedefim, nokta atışı şeklinde kadının çokça feleğinden saptığını yazmaktı. Öyle, hiç de “Ne şiş yansın ne de kebap” nevinden, işte efendim, "erkek, kadın, genç ve ihtiyarın feleğinden sapması" değildi. Ama gel gör ki zamane kadınları öyle elleri sopalı ki, yazarken bile, dikkatli davranıp, bir gözümüz oradan gelebilecek saldırı için nöbette bekleyince, yazı da böylece çoluk çocuğu da vurdu; gençlere, ihtiyarlara dolandı; yerdeki barikatlardan gökteki yıldızlara kadar uzandı gitti.

Şimdi "mast û mast û mast!" hikâyesindeki adamın üstün cesaretiyle raste rast söyleyeyim: Zayıflığından olacak, bu bozuk medeniyetin tazyiki, en çok kadını savurdu. Şimdi bütün felekler onun. O; kimseye eyvallahı olmayan, iki ayağı üzerinde durabilen, başı dik ama müzdarib û perişan; meydanlarda gülücükler dağıtan, tenhalarda için için ağlayan.

Şaka şaka… Yok, öyle bir şey; erkek taifesi, bütün sözüm sana! Feleğinden çıkayım deme yoksa feleğin şaşar.