• DOLAR 8.273
  • EURO 10.022
  • ALTIN 482.565
  • ...

"Erkekler kadınlar üzerinde kavvam (yönetici ve koruyucu)dırlar. Onların geçimlerini sağlar, mehirlerini verirler. Saliha kadınlar kocalarına karşı itaatkardır. Kocalarının yokluğunda Allah'ın kendilerini koruduğu gibi korunması gerekenleri (kocasının malı, iffetleri, çocukları) korurlar." (Nisa:34)

Yüce Allah bu ayetle erkeği 'kavvam' olarak konumlandırırken, kadını da 'saliha kadın' olarak konumlandırıyor. Kavvam kıldığı erkeğe aile reisliği yetkisi verirken; ailesini maddi ve manevi zararlardan koruma, geçimini sağlama gibi sorumluluklar yüklüyor. Yüklenen sorumluluklar, verilen yetkinin gelişigüzel kullanılmasını engelleyici bir fonksiyona sahip. Erkeğin aile kurumunun idarecisi olarak karısı ve çocuklarının gidişatından sorumlu tutulması, onun ailesine bağlanmasını, onlarla devamlı ilgilenmesini zorunlu hale getiriyor. Ailenin bütün fertlerine baskın bir şekilde bireyciliğin vurgulandığı böyle bir zamanda aslında kavvamlık (aile reisliği) en fazla korunması, yüceltilmesi gereken bir kavramken en fazla saldırı altında olan bir kavram haline geldi.

Kadın, anne olmakla birlikte çocuğuyla arasında biyolojik, fizyolojik ve genetik bağlar fıtri olarak kurulmuş oluyor. Evladını dokuz ay bedeninde, iki yıl kucağında taşıyan, emziren anne, uzun süre onunla alakadar olmak durumunda kalıyor. Fakat babanın çocuklarıyla böyle bir bağı olmadığı için, maddi ihtiyaçlarını karşılama dışında sorumluluklar almazsa, çocuklarıyla olan bağı kopmaya müsait hale geliyor. İşte kavvamlık karı-koca arasındaki bağı sıkılaştırdığı gibi baba ile evlat bağını da güçlendirici bir rol oynuyor. Erkeğin bu konumu ona eşi ve çocuklarını yönlendirme, denetleme, kontrol etme, hesap sorma hakkı kazandırıyor. Her kurumda bu görevi yapacak olan bir idarecinin bulunması kontrolü ve düzeni sağladığı gibi, bir babanın gölgesi dahi çocukları birçok yanlıştan frenleme konusunda yeterli gelebiliyor. Babaların bir türlü kavvam olamadığı, sadece para götürdüğü ailelerde ise çocuklar dışarının her türlü etkisine açık hale geliyor. 

Feminist zihniyet tüm propaganda araçlarını kullanarak erkeğin 'aile reisliği'ni erkek egemen söylemin içine hapsediyor ve zihinlere 'adaletsizlik, zorbalık ve mutlak tahakküm' olarak kodluyor. Ailenin diğer fertlerini evin reisine karşı kışkırtıyor ki ailenin tüm fertleri başıboş, sorumsuz hale gelsin, yuva kolayca dağılsın.

Oysa İslam, kavvam olan erkeğe, mutlak bir tahakküm hakkı vermiyor, bilakis hanımının 'Allah'ın bir emaneti' olduğuna, ona karşı yapacağı muamelenin Allah katındaki önemine vurgu yapıyor.

 "Aranızda imanı en kamil olanınız aile efradına karşı en iyi huylu olanınızdır" hadisiyle erkeğin yetkilerini kötüye kullanmasının önüne geçilmek isteniyor. Erkeğin imanının derecesi sadece ibadetleriyle, salih amelleriyle ölçülmüyor. Bizzat ailesine olan muamalesi bu konuda belirleyici bir rol oynuyor. Erkeğin, aile efradının ayıplarına, kusurlarına, hatalarına karşı nasıl bir tavır alması gerektiğinin altı çiziliyor.

 "Eşlerinizle iyi geçinin. Onların bazı huylarından hoşlanmasanız bile, Allah onlarda ne gibi hikmetler yaratmıştır siz bilemezsiniz" (Nisa:19) Acaba karısının hoşuna gitmeyen davranışlarında kendisi için bir hikmet olabileceğine inanan erkek, karısına hakaret edebilir mi, aşağılayıcı söylemlerde bulunabilir mi, şiddete başvurabilir mi?

Yüce Allah kavvam kıldığı erkeğe itaat eden kadını 'saliha kadın' olarak konumlandırıyor. Saliha kadın makamı ona, kocasına itaat etmek, onunla rekabet etmemek, onun yokluğunda iffetini korumak, yabancı erkeklerle mesafeli olmak, kocasının malını onun rızasının olmadığı yerlere harcamamak, onun istemediği insanlarla görüşmemek ve çocuklarına sahip çıkmak gibi sorumluluklar yüklüyor. Üstelik saliha kadının 'koruması gerekenler'i arasına kocasının sırları, ayıpları, kusurları, kişisel özellikleri, onunla geçirdiği vakitler ve mahremiyeti de giriyor. Bugün ailedeki çözülmelere kadınların ev içi hayatlarını ve eşlerini deşifre etmelerinin katkısı küçümsenmeyecek kadar çoktur.

O halde aile için 'kavvam erkek ve saliha kadın' kavramlarını yaşanılır kılmaktan daha iyi bir reçetenin olduğunu kim iddia edebilir? Siz toplumu temelden İslam’ın kadın-erkek tasavvuru üzerinden eğittiğinizde, medyanın aileye pislik akıtan lağım çukuru mesabesindeki programlarını yasakladığınızda, yasaları inancımız ışığında düzenlediğinizde bakın görün kadın da aile de nasıl ihya oluyor!...

Tabi önce bize Batının bakış açısını monte eden, onların gözlüğünü takan, zihnimizi şartlandıran, bizim kavramlarımıza karşı konuşlandırılmış olan kavramları çöpe atmamız gerekiyor. Aksi takdirde ne kavvam erkeği, ne de saliha kadını anlayabiliriz.