• DOLAR 17.933
  • EURO 18.41
  • ALTIN 1039.38
  • ...

Suriye’nin kuzeyine yapılacak bir harekâtın hazırlıkları devam ediyor. Bu harekâtın ne kadar süreceği ve genişlik kapsamı şu an net değildir. En üst seviyedeki açıklamalar bu harekâtın kapsamlı olacağına işaret ediyor. Ancak koşullara bakıldığında kısa bir sürede dar bir alanı hedefleyeceği, birkaç ay içerisinde de tüm sınırı kapsayacak bir operasyon olarak gözüküyor. Bu operasyonun seyri ve süresini Suriye’deki yeni dinamikler belirleyecek.

 Aslında bu harekât 2019 yılında gerçekleşen “Barış Pınarı” harekâtının devamı olarak da görülebilir.  O dönemde ABD tarafından taahhüt edilen YPG/PKK’nın güvenli bölgeden çekilme şartıyla barış pınarı harekâtına ara verilmişti.  Bu taahhütte YPG’nin sınırın 30 kilometre güneyine çekileceği, ağır silahların elinden alınması kararlaştırılmıştı. Fakat ABD hiçbir zaman bunun uygulanması için bir adım atmadı. Hatta o dönemde bu adım YPG için can simidi olmuştu.

Bu harekâtın seyrini belirleyecek diğer bir unsur ise Rusya ve ABD’nin Türkiye’ye karşı refleksleridir. Rusya-Rejim ilişkisi yanında ABD ve YPG ilişkisi harekâtın yönü ve kapsamlılığını etkileyecek dinamiklerdir. Aslında Suriye savaşında ne Rusya Suriye rejiminden vazgeçti ne de ABD YPG’den vaz geçti.  Belki yeni denklemde değişen en önemli husus, Rusya ve ABD’nin Ukrayna savaşında keskin bir ayrışma noktasıdır. Bunun da Suriye denklemini belirli ölçüde etkileyeceği kaçınılmazdır. Hatta ABD ve Rusya arasındaki bu keskin ayrışmanın Türkiye’nin önünü açtığını söyleyebiliriz.

                 Türkiye’nin muhtemel başlayacak harekâtla yeni pozisyonu kendisini ABD ve Rusya denkleminde bir tarafa yakınlaşacaktır. Bu tarafın ABD olasılığı neredeyse sıfır ihtimaldir. Çünkü YPG’yi açıktan destekleyen ABD’yle yakınlaşması düşünülemez. Zira gelinen noktada ABD’nin Türkiye’ye verdiği mutabakattan o kadar uzaklaştı ki neredeyse YPG’nın Fırat’ın doğusunda kalıcı olma adımları atıldı.  Bunu gören Türkiye,   Rusya ile daha ileri bir işbirliğine girebilir. Yani yeni Astana süreçleri görebiliriz.

Aslında bu süreçte Türkiye’nin pozisyonunun da değiştiğini söyleyebiliriz. Hatırlanacağı üzere Türkiye, Suriye operasyonlarıyla birçok batı ülkesiyle karşı karşıya gelmişti. Türkiye’yi yaptırımlarla tehdit etmişlerdi. Bu ülkelerden olan İsveç ve Finlandiya da aynı refleksle Türkiye’ye tepki göstermişti.  Fakat bu iki ülkenin yeni pozisyonu o dönemdeki refleksi doğurmaz.  NATO üyeliğiyle ilgili Türkiye’nin yeni tutumu onları farklı bir kulvara çekeceği kesindir.  Bu harekâta yönelik yaklaşımlarını yüzde yüz değiştirecektir.

Sonuç olarak; yapılacak muhtemel bir harekâtın farklı dinamikleri olduğu kesindir. Ancak bu harekâtın hangi Saiklerle yapılacağı da en önemli husustur. Eğer bu harekât gerçekten bir tehlikeyi bertaraf etmek adına yapılıyorsa bu devletler açısından anlaşılır bir durumdur. Yok, eğer bu operasyon farklı niyetlerle yapılıyor ve bir yerlere ulaşmak için basamak olarak kullanılıyorsa bu da ayrı bir hezeyandır. Operasyonlar ve savaşlar ancak bir halkın selameti için yapılmalıdır.