Hamelin isminde Almanya'nın bir köyü.

Yaşanmış bir hadisedir. 1284 yılının Haziran ayında bu kasabadan 130 çocuk esrarengiz bir şekilde ormana götürülür ve bir daha geri dönmezler.

1384 yılında bulunan köydeki bir levhada: "Çocuklarımız gideli yüz yıl oldu" yazısı bulunmuştur.

Bu çocukları kimin götürdüğüne, neden götürüldüğüne, akıbetlerinin ne olduğuna dair bir çok efsane yayılır.

Acı öykü, binlerce ilmi ve tarihi araştırmanın konusu olur. Ve yaklaşık üç asır sonra 1559 yılında Grimm Kardeşler (Wilhelm ve Jacob Grimm) derledikleri "Fareli Köyün Kavalcısı" masalının sonuna bu olayı da eklerler.

Masal özetle şöyledir:

Hamelin kasabasını fareler istila eder. Fareler, halkın bütün yiyeceğini tüketmektedirler.

İnsanlar, bu durumda ne yapacağını bilemez ve köy, "fareli köy" olarak anılmaya başlar. Bir gün bu köye bir adam gelir.

Kendisine bir torba altın verirlerse köyü farelerden kurtaracağını söyler.

Köylüler o kadar çaresizdirler ki hemen aralarında gerekli parayı toplayıp köyün muhtarına verirler.

Adam kavalını çıkarır ve o kadar güzel bir melodi çalar ki bütün fareler onu takip ederler.

Adam onları köyün yakınındaki bir nehre götürür.

Kavalcı nehirden yürüyerek geçer fakat ardından gelen fareler suda boğulurlar. Köy farelerden kurtulmuş olur.

Adam köye altınlarını almak için döndüğünde muhtar nasılsa köyde fare kalmadığı için adama ödeme yapmak istemez ve altınları ona vermez.

Bunun üzerine kavalcı tekrar kavalını çalarak yürümeye başlar.

Bu sefer 130 tane çocuk onun peşinden gelir. Kavalcı onları yakındaki bir ormana götürür."

Masal, çocukların bir şekilde bulunmasıyla iyi sonla biter ama maalesef yaşanan hikayanin aslında ise çocuklara bir daha hiç kimse ulaşamamıştır.

Ve iki haftayı aşkın bir süredir esen son fırtına, "esfeli safilin" seviyesinin en tiksindirici bir örneği olan Epstein’cilerin öyle yüzler değil binlerce çocuğu götürüp korkunç bir kıyımdan geçirmelerinin ifşası üzerine başladı.

Masumiyetin, dokunulmazlığın, merhametin ve vicdanın sembolü olan günahsız çocukların sınırsız iğrençlik çukuruna atıldığı dehşet bir miladdı bu.

O kadar çok bilgi, belge, video vardı ki, birini silseler birinden kurtulamıyorlardı. Faillerin biri kurtulsa diğeri kurtulamıyordu.

Koydukları yasalara uymalarını emrettikleri halklarına izah edecekleri bir gerekçeleri yoktu. Mahkemelerinde hüküm veren yargıçlarına,

Dürüstlük bekledikleri memurlarına,

Doğruluk umduklarına satıcılarına, müşterilerine,

Savaşmalarını istedikleri askerlerine,

Yaraları sarın dedikleri doktorlarına, hemşirelerine,

Din anlatan, rahiplerine, papazlarına,

Evrensel ahlak filan öğrettikleri çocuklarına,

Sadakat bekledikleri eşlerine,

Evet hiç kimseye ama hiç kimseye sunacakları bir mazeretleri yoktu.

İşledikleri suç, herhangi bir özürle affedilecek nitelikte de değildi.

Tek seçenekleri vardı:

Dikkatleri dağıtmak, yakmak, yıkmak, duyguların yönünü değiştirmek..

Ve en iyi bildikleri, sürekli yaptıkları işle başladılar.

Kavalla değil, tomahawk füzeleriyle 180 çocuğu hayatlarından, hayallerinden ettiler.

Sonra kavallarını üflediler ki peşlerine birileri takılsın.

Kimse gelmedi.

Çünkü ne kadar bozulursa bozulsun yeryüzünün ortalama insanı hâlâ vasat seviyeye muhtaçtı.

En çirkef uşaklar bile “bu kadar da olmaz” dedi.

Bu kadar ahmakçası da olmaz.

Bu kadar alçakçası da olmaz.

Şimdi Epstein’in kavalcıları masalın fareleri oldular.

Yalnız Fareli Köyün az da olsa başka kavalcıları da var.

Ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ortalık yangın yeri.

Afet, yeri göğü sarmış, bol bol “salaten tüncina” okumak gerekirken,

En azından mantığın en basit kuralı gereğince, “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” demek varken,

“Ey attığın zaman sen atmadın Allah attı buyuran Şedid Allah’ım! şu füzeleri isabet ettir” diye inlemek varken,

Zamanıymış gibi, sırasıymış gibi, çok gerekliymiş gibi alakasız tartışmalar ortaya atarak peşlerine takılacak kimseler arıyorlar.

Neyse..

Mevlâ, bin aydan hayırlı Kadir Gecesinde tam bin aydır “Ya ğıyasel müsteğisin” (Ey imdat edene imdat eden” diye yalvaran mazlumların duasını acilen kabul eylesin hayata geçirsin, ağlatan da O’dur, güldüren de.

Güldür bu bayram, Senden hiç ümidini kesmemiş ve asla kesmeyecek yüzleri..

Meleklerinle ya Hu.

Fecr vakti.

“Selam” ile..