Öncesinde olduğu gibi savaşların yaşandığı sırada da komplo teorileri hayli revaçta olur ve çok hızlı tüketilir. Fakat bu seferkiler ciddi ciddi gerçeğe dönüştü, dönüşüyor.

İran’ın ateşkese çok ihtiyacı var. Her ne kadar gösterdiği direnç ile açık zaferler elde etse de ortada 90 milyonluk bir nüfus var. Zaten zor durumda olan ekonomik durumun, savaşla beraber çok daha ağırlaşması, askeri tesisler yanında bir çok kritik tesisin, yol, köprü, üniversite ve ticari merkezlerin vurulması öyle kolay sürdürülebilir bir durum değil. Ukrayna, Rusya tarafından vurulduğu zaman, beş milyondan fazla bir nüfus komşu Avrupa ülkelerine geçmişti. İran halkı için böyle bir tabloya, şu şartlarda veya daha zorlayıcı durumlarda ihtimal verilmiyor ama hiçbir potansiyelin sınırsız olmadığı da açık.

ABD ise şeytani karizmasını öyle böyle değil çok fena çizdirdi. Kendi içindeki sosyolojik fay hatları aktif, toplumsal tektonik süreçler ise kontrol edilemez bir vaziyette.

Örümcek ağının, İran’dan esen rüzgara karşı artık dayanacak mecali kalmadı. Sermayesi buzdan olan illuminati imparatorluğu, Hürmüz sıcağında her gün biraz daha eriyor.

Sembol kişiliklerin öldürülmesi üzerine kurdukları siyonist taktik, hedefledikleri kitlenin bırakın devletinden kopmasını, birbirlerine daha fazla kenetlenmesini sağladı.

Kendileri için savaşacak veya idareye talip olacak kimseleri de bulamadılar. Devrik şahın torunu da burnu kadar gündem olabildi.

Şimdi tacı tarağı bırakıp kaçsalar geride Epstein bataklığı var. Kaçmasalar önlerinde her gün birkaç tane uçak ve helikopterinin düştüğü, sınırsız seçeneklerle vurdukları halde ellerine bir şey geçmeyen yenilgi üstüne yenilgi var.

Şimdiki hadise ne Vietnam’a benziyor ne Irak’a ne de Venezuella’ya.

“Yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık” deyimi ingilizcede between a rock and a hard place” şeklinde çok kullanılıyormuş. Yani kaya ile sert bir zemin arasında sıkışmak manasında.

Bu kadar algı üreten think tank kuruluşları var, sayısız strateji yetenekleri var hem ikiyüzelli yıllık iblisane tecrübeleri var, bu cendereden yine uçaklarıyla olmasa da uşaklarıyla sıyırılırlar, alçak iniş yapamasalar da alçaklarla iş yaparlar, soykırımcı sadistleri başaramazsa, illüzyoncu sihirbazları devreye girer ve bir şekilde yine paçayı kurtarırlar diyorsunuz. Mümkün tabi.

Fakat bu defa gerçekten kuyruğu fena kıstırdılar. İki ucu keskin bıçağın kırık sapı da ellerinde değil.

Amerika bölgeden bu manzara ile kaçarsa zaten yerle bir olmuş sahte itibarını ve dünya jandarmalığını tamamen kaybeder. Bu ise, ikinci dünya savaşından sonra ilmek ilmek dokudukları küresel düzenin çorap söküğü gibi dağılması demek.

Kısa ve orta vadede bunun neticesinde varlığını ABD hegemonyasına borçlu olan başta körfez ülkeleri olmak üzere Asya ve Afrikada’ki onlarca uyduruk yönetimin, krallığın ve diktatörlüğün kendi içinde korku üzerine kurulu düzeni bozulmakla kalmaz, birbirleriyle de çok farklı bir ilişkinin ortaya çıkmasına sebep olur.

Hem ABD’nin bu savaştaki kesin mağlubiyeti, kurduğu petro dolar tuzağı ile dünyanın parasını elli yıldır bedavadan sömürmekte iken bunu da kaybedeceği anlamına gelir. Büyük petrol ödemeleri şimdiye kadar hep Amerikan kasasına havadan dolar iken bu çok hızlı şekilde boşalır. Boşalan kasa ise, kapitalizmin mezarı olur.

ABD’lilerin pes ederek, ortadoğu dedikleri verimli çiftliklerinden çekilmeleriyle seksen yıldır, bölgede devasa bütçelerle inşa ettikleri üsleri de iptal olacağı için siyonist işgal rejiminin güvenliği de boşa düşer.

Soykırımcı işgalcinin içinde bulunduğu kabın kırılması ise yeryüzüne sıfırdan tertemiz bir format atılması demektir.

Asıl gaye olan Çin’i durdurma planı ise artık imkansız hale gelir.

ABD her halükarda ateşkese mecbur mecbur olmasına da, ateşkes yapması, onu daha fazla rezil olmaktan kurtulma dışında ona hiçbir şey kazandırmıyor.

Burada en kritik soru, İran’ın tam kazanmakta iken, ABD’nin oyununa gelip gelmeyeceği.

Mevlâ ayakları kaydırmasın.