“Bir fitne olmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler.” (Mâide 71)

“Bize bir şey olmaz, boş verin şunun bunun acısına, kederine aldırmayın” dediler.

Yetkilerini her şey sandılar da kendilerine yapılan uyarılara kör ve sağır kesildiler.

Gücün büyüsüne kapıldılar da tılsımın hiç bozulmayacağını sandılar, akıbeti düşünmediler.

Oysa emir açık ve net idi:

“Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.” (Furkan 73)

Yeniden yazmak hem hiç sesinizin ulaşamayacağı uzaklardan yazmak, hiç tınlamayacaklarını bilerek yazmak. Gerçekten gerekli mi?

En yakınındakileri bile takmayacak kadar rahat takılanlar, seni beni mi dinleyecek?

Ciğeri yanan annenin feryadını duymayanlar için hangi işitme cihazı iş görür ki?

Gözlerini makam mevki hırsı bürüyen dostuna kaç numara gözlük önerebilirsin?

Neyse ki, vesveseye geçit yok:

“İçlerinden bir topluluk: "Allah'ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azaba çarptıracağı bir topluluğa neden öğüt veriyorsunuz?" dediklerinde (öğüt verenler): "Rabbinize karşı bir mazeretimizin olması için ve belki sakınırlar diye!" dediler.” (A’raf 164)

Ortada korkunç bir şeyler dönüyor.

İnsan öldüren beşere ceza vermek yeryüzünün en basit hukuk kuralı iken bu ülkede çocuk katleden itlere ceza verilmiyorsa,

“Çocuğu köpek parçaladı” haberleri yanında içişleri bakanının konuyla ilgili açıklaması da devlet medyasından siliniyorsa,

Birtakım vekillerin “mama” diyerek oldukça sempatik hale getirilen “it yal”ı üzerinden ciddi rant elde ettikleri iddia edilirken bunlara kimsenin itirazı yoksa,

Milletin parası, zararsız hale getirilmesi veya uyutulması gereken köpeklerin gül gibi yaşatılmasına aktarılıyorsa,

Geriye tek bir uyarı kalıyor:

Apartman sakinleri, binalarının her an yıkılacağına dair ikazlara inanmıyor, itibar etmiyor ve içinde bulundukları her an yerle yeksan olacak yapıya bağlılıkta ısrar ediyorlar, çevredekilerin enkazdan zarar görmemeleri için derhal daha güvenli bir alana uzaklaşmaları gerekmektedir.

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” (Bakara 195) âyetinin nüzul sebebi, Hz. Ebu Eyyub el Ensari (ra)’ın ifadesiye infakı ve cihadı terk edip köşeye çekilerek rahatına bakma meyli iken, sorumlulukları altındaki çocukların canlarını sokak köpeği rantçılarının önüne, aile kurumunu da feministlerin avucuna atanların tehlikesine karşı dikkatli olun.

Kendini mahvetmek demişken, Müslim’de geçen ilginç bir Hadis vardır. Özetleyelim: Tufeyl b. Amr ed Devsi(ra), hicretten sonra Medine’nin havasına bir türlü alışamaz. Öyle ki bir defasında öfke ile ruh halini kontrol edemez ve kendi eline zarar verir. Elini sararlar. Gece rüyasında kendisini cennette görür. İzzet ikram edenlere elindeki sargıyı göstererek “hani cennette buna da bir iyilik yok mu?” demek ister. Cennetteki hizmetçiler; “onunla ilgilenmiyoruz, sen zarar vermişsin sen düzelt” derler. Rüyasını Resulullah (sav)’e anlatır. Efendimiz (sav)’in mübarek duasıyla ve meshiyle şifa bulur.

Peki ya mamanın ve makamın tehlikesini fark etmeyenlerin elleri?

Hayvanlara merhamet, halka merhametsizliğe yol açtığı halde bunu umursamayanların şifası için dua eden olur mu? Dua almayanın bahtı açık olur mu?

Dün gelip geçenlerin yıkılma nedenlerini okuyoruz. Kimi taht kavgasına yenik düşmüş, kimi liyakatsiz adamlarıyla devrilmiş, kimi savaşları, kimi gelir gideri iyi yönetememiş ve daha bin bir türlü sebepler var.

Herhalde yarınlar da bu diyarın bugününü anlatırken şöyle diyecek: Köpek saldırısı haberlerini bile medyadan sildirecek kadar kendilerini güvende hissedenler, “seçimlere kadar insanlar, acılarını da dertlerini de çok kolay unutur” dediler ve kalabalıkların kendilerine mecbur olduğuna inandılar. Kendi çıkarları uğruna kocaman bir coğrafyayı mama yapanları sahiplendiler. Bir yandan yüksek sesle ailenin öneminden bahsederken bir yandan da ailelerini hızla eritip bitiriyorlardı.

Ve kaçınılmaz sahne:

-Yoksa sen!

-Evet ben?

-Hımm. Tamam siz burada bekleyin hazırlanıp geliyorum.

-Bekleme izni yok.

-Sadece bir dakika.

-O da yok. Maalesef.

-Ve kapanış.

Allah sonumuzu hayreylesin.