Evet, İran İslam Cumhuriyeti nükleer silah elde etmiş değil daha… Belki de hiç etmeyecek. Şehit Rehberleri İmam Hamaney’in nükleerin haram olduğuna dair fetvası hala geçerli… Ancak İran yine de nükleer bir güç artık. Neden?
Çünkü İran, Siyonist rejimin nükleer tesislerinin kalbi konumundaki bir yeri istediği zaman imha edebileceğini ve Siyonist rejime bir nükleer felaket yaşatabileceğini ispatladı.
İran’ın Siyonist rejimin nükleer tesislerinin kalbine yaptığı yıkıcı saldırı başta Siyonist rejim ve hamisi büyük şeytan Amerika olmak üzere tüm Batı dünyasını dehşete düşürdü. Diğer dünya ülkeleri de büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Bu şaşkınlığın sebebi bu tesislerin olağanüstü koruma kalkanına sahip olmalarından ötürü saldırıya uğramalarının imkânsız olduğuna dair yaygın inanç ve kanaatti.
Dimona Nükleer Tesisleri olağanüstü bir koruma kalkanına sahipti. Siyonist rejim bu tesisleri öyle bir korumaya almıştı ki asla kimsenin ona zarar verebileceğini, ona ulaşabileceğini hayal bile etmiyordu. Bu konuda sonsuz bir özgüveni vardı.
Siyonist rejimin kendini yenilmez bir süper güç saymasının, küstahlık ve saldırganlıkta haddi aşmasının nedenlerinden biri de nükleer silahların üretim merkezi olan Dimona tesislerinin olmasıydı. Siyonist rejim bu tesislerde çok sayıda nükleer başlık sakladığı gibi yeni nükleer silahları da üretiyordu.
Siyonist rejim nükleer programının merkezinde yer alan ve olağanüstü şekilde korunan bu tesisi düşmanlarına karşı en caydırıcı merkezlerden biri olarak görüyordu. Siyonist rejim son on yıllarda milyarlarca dolar harcayarak ve Batı’nın en gelişmiş teknolojilerinden yararlanarak çok katmanlı bir hava savunma ağı inşa etti bu tesislerin etrafında… Demir Kubbeden çok daha etkili bir koruma kalkanı… Siyonist rejim bu tesisleri korumadaki olağanüstü başarıları ile övünüyordu. Ona göre düşmanın bu tesislere ulaşması asla mümkün değildi.
Bunun dışında Dimona’nın coğrafi konumu da ona ulaşmayı çok zorlaştırıyordu. Tesis, işgal altındaki toprakların güneyinde, çöl bölgesinde yer alıyor ve çevredeki sınır hatlarından oldukça uzakta. Yani hem savunma kalkanı ile olağanüstü derecede korunmuş hem de çölün derinliklerinde, coğrafik olarak zor ve uzak bir yerde…
Lakin tüm bunlara rağmen İran İslam Cumhuriyeti bu tesisleri vurdu. Tabii bilinçli olarak nükleer üretim depolarını vurmadı. Bu tesislerdeki askeri altyapıyı hedef aldı. Ama istediği an bu tesislerin depolarını da vurabileceğini ve Siyonist rejime bir nükleer felaket yaşatabileceğini tüm dünyaya ispatladı.
Hem de İran’ın bu yıkıcı saldırısı aniden olmadı. Siyonist rejim, haydut Amerika ve satılmış müttefiklerinin İran füzelerini düşürmek için teyakkuzda oldukları bir ortamda, adeta önceden ilan edilen bir ortamda geldi. Ve İran’ın bu füzelerini düşüremediler, düşürmekten aciz kaldılar.
Kesinlikle bu saldırı İran’ın artık bir süper güç olduğunun ilanıdır. Siyonist rejimin nükleer tesislerine saldırabilme kapasitesine sahip olduğu için değil sadece, korkusuzca Amerika ve Siyonist rejime hiçbir kırmızı çizgiyi önemsemeden saldırabilme cesaretini gösterebilmesi de onu bu seviyeye taşımıştır. Artık tüm dünya anlamıştır ki İran, Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist rejime saldırırken hiçbir kırmızı çizgiyi önemsemeyecek bir yiğitlik ve cesarete sahiptir ve hiçbir bedel onu yıldırmaya yetmeyecektir.
Evet, Üstad Bediüzzaman’ın, “hakiki imanı elde eden dünyaya meydan okur” düsturunu biz bugünlerde İran İslam Cumhuriyetinin sergilediği destansı kahramanlıkların şahsında bizzat görüyor ve yaşıyoruz. Ve eğer İslam ümmeti gerçek anlamda Allah’a güvenip onun dinine sarılırsa ne mucizelere şahit olunacağının ve hiçbir gücün İslam ümmetini yenip zillete düşüremeyeceğinin canlı örnekliğine şahit oluyoruz.