Hamburg'ta mevzu Mekke'nin Fethi idi. Her türlü ilgi, fedakarlık ve çaba için teşekkürler.
Kur'an-ı Kerim, iki yerde Mekke-i Mükerreme için "Ümmü'l Kura" yani "Şehirlerin Anası" der. Medine-i Münevvere ise taşıyla, toprağıyla, havasıyla suyuyla ensardır. Onda samimi bir dost, veli/sahip hissi alırsınız.
Mekke, vardığınızda anne sıcaklığı ile karşılar sizi. Ayrıldığınızda ise, içinizi bir anneye vedâ burukluğu kaplar.
Resûlullah(sav), hicret sırasında Hazvere denilen mevkide durup şöyle demiştir:
“(Ey Mekke!) Vallahi sen, Allah"ın, en hayırlı ve Allah"a en sevimli olan beldesisin. Senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım, seni asla terk etmezdim.” (Tirmizî, Menâkıb, 68)
Ve haliyle, Mekke aşktır. Ama tüm ma'şuklar gibi o da, Mevlâ'nın aşkı yanında mahbub-u mecâzidir. Çünkü Efendimiz (sav), Mekke'nin Fethi'nden sonra Mekke'den yine Medine'ye dönmüştür.
Mekke'nin Fetih müjdesi, Hendek (Ahzab) savaşından bir yıl sonra Hicretin 6. yılında Efendimiz(sav)'e gösterilen bir umre rüyası ile verilmiştir. Sonrasında malum Hudeybiye Anlaşması ile alakalı olarak hemen sonrasında Fetih Suresi nazil olmuştur.
O iki yıl boyunca adetâ ilâhi kudret kalemiyle nakış nakış işlenen gelişmeler, İslam'ın, bireye ve topluma attığı format üzerine en kritik, en stratejik, en zengin kolleksiyonu oluşturur.
30 küsür ayette zikredilen fetih mefhumu üzerine ise çok şey söylenebilir. Zira fetih, metafiziği (çağrışım uzayı) en güçlü kavramlardan biridir.
Haktan insana fetih; nusret-i ilahi ve galibiyet.
İnsandan Hakka fetih; ibadet, taat.
İnsandan insana fetih; davet, hidayetine vesile.
İnsandan diğer varlıklara fetih; onlarla ilgili yükümlülükleri..
Fakat, hakikatte hepsi El Fettah isminin tecellisidir. Onda ise hüküm vermek, arasını ayırarak hakkı hak, batılı batıl olarak göstermek gibi "açmak" mânâsının tüm tonları vardır.
Hudeybiye barışından üç ay sonra fethedilen Hayber'e, Hz. Ali(ra)'ı komutan olarak gönderirken; "Allah'a yemin ederim ki Allah'ın, senin vesilenle bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develerden daha hayırlıdır." buyuran Resulullah(sav), böylece fetih için mü'mine düşen sorumluluğun esasını fethetmiştir.
"Allahümme yâ Müfettiha'l ebvâb! İfteh lenâ hayr'al bâb" dua-yı nebevîsi ile de konu hayli genişletilir.
Beldelerin fethinin ihtişamlı hatıraları, her zaman bu Aziz Dinin müntesiplerine ufuk çizmeye devam edecektir.
Her insanın bir âlem, her kalbin de muazzam bir coğrafya olduğundan hareketle, Mekke'den önce -zorla değil- Kur'anla fethedilerek Yesrib'den, Medine-i Münevvere'ye dönüşen şehir örneği de bu anlamda çok şey söyler.
Risaletten önce genç Muhammed(sav), -tabiri caizse- patronu konumundaki Hatice-i Tahire'nin gönlünü fethetmiştir. Ve öykü, bu fetihle beraber başlamıştır.
Ebubekir'in Fethi(ra).
Ali'nin Fethi(ra)
Ve diğerleri..
Gönüllerin fethinin anlattığı davet külliyatı muazzam olmakla beraber, sahadaki fiziki gerçekliği de göreceli yorumlara kurban etmemek şarttır.
Artık toprak parçasının çok ötesinde mevcut insanlık köyünün bir çok alanı, her müslümanı her gün yeni bir ruhla fethe, fatihliğe çağırmaktadır.
Hayırlar feth ola. Şerler def ola..