Bugün insanlık büyük bir bilgi çağında yaşıyor; fakat aynı zamanda büyük bir şahsiyet krizinin içinden geçiyor. Diplomalı ama yönsüz, bilgili ama hikmetsiz, teknolojik ama ahlaki temelleri zayıf nesiller yetişiyor. Çünkü modern çağ, insanı sadece ekonomik bir araç olarak görüyor; ruhunu, vicdanını ve yaratılış gayesini ihmal ediyor. Oysa İslam, insanı yalnızca yaşayan bir beden değil; aklı, kalbi, ruhu ve sorumluluğu olan bir emanet taşıyıcısı olarak ele alır. Bu sebeple bireyin inşası, sadece eğitim değil; bir medeniyet meselesidir.

Bu inşa üç temel sütun üzerine kurulmalıdır:

Kültürel İnşa:

Bugün çocuklarımız küresel popüler kültürün bombardımanı altındadır. Kendi tarihini bilmeyen, ecdadını tanımayan, medeniyet hafızasından kopuk gençlik; rüzgârın önündeki yaprak gibidir.

İlk yapılması gereken çocuğa bir kimlik, bir şahsiyet ve kültürel bir ahlak kazandırmaktır. Zira ahlakı merkeze almayan hiçbir eğitim sistemi ne bireysel bütünlüğü sağlayabilir ne de toplumsal sürekliliği temin edebilir.

Çocuk, yabancı çizgi film kahramanlarını değil; Selahaddin Eyyubi’yi, Fatih Sultan Mehmet’i, Akşemseddin’i, Nene Hatun’u tanımalıdır. Dini hassasiyetleri ve tarihini bilmeli, ümmet bilinci taşımalıdır. Kültür, sadece folklor değil; bakış açısıdır.

İbn Haldun der ki: “Mağluplar galipleri taklit eder.” Eğer kendi değerlerimizi üretmezsek, başkalarının değerlerini tüketiriz.

Yapısal İnşa:

Bir bireyi sadece okul yetiştiremez. Aile çökmüşse, sokak kirlenmişse, medya zehir saçıyorsa öğretmenin eli zayıflar. Bu nedenle yapısal dönüşüm şarttır.

Önce aile yeniden merkeze alınmalıdır. Anne-baba sadece bakım veren değil, şahsiyet inşa eden rehber olmalıdır. Akşam sofraları telefonsuz kurulmalı, evde kitap okunmalı, birlikte dua edilmelidir.

Okullar ise sınav merkezi olmaktan çıkarılmalıdır. Bugünkü sistem çocukları yarıştırıyor ama yetiştirmiyor.

Zorunlu eğitim uygulaması kaldırılmalı; beş yıllık ilkokulun ardından öğrenciler yetenek ve eğilimleri doğrultusunda farklı güzergâhlara yönlendirilmelidir. Öğrencilerin büyük çoğunluğunun mesleki eğitim merkezlerine, daha sınırlı bir kesimin ise akademik programlara yönelmesi sağlanmalıdır. Bu tür bir planlama, hem öğrenci yoğunlaşmalarını azaltacak hem de sınav merkezli yapıyı kendiliğinden işlevsiz kılacaktır. Bununla birlikte okul ölçekleri küçültülmeli; ilkokullar 100, ortaokullar 200 ve liseler 300 öğrenciyi aşmayacak şekilde yeniden tasarlanmalıdır. Böylece öğretmen-öğrenci ilişkisi derinleşecek, bireysel tanıma imkânı artacak ve eğitim süreci daha nitelikli hale gelecektir. Not veren çok, yön veren az. Öğretmenin itibarı yeniden yükseltilmeli, öğretmen sadece memur değil mürşid gibi görülmelidir.

Efendimiz (sav) buyuruyor: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”

İçerik İnşası:

İçerik düzleminde ise “az öğretim, çok eğitim” ilkesi belirleyici olmalıdır. Ders çeşitliliği azaltılarak ilkokulda dört, ortaokulda altı ve lisede sekiz dersle sınırlı bir yapı benimsenmelidir. Böylece yüzeysel bilgi yığılması yerine, derinleşmeye ve karakter inşasına imkân tanıyan bir içerik anlayışı geliştirilebilir. Eğitimde disiplin yeniden tesis edilmeli; öğretmenler, okul yöneticileri ve eğitim bürokrasisi hem hukuki hem de psikolojik açıdan güçlendirilmelidir.

Bugün çocuklara matematik öğretiliyor, fakat adalet öğretilmiyor. Fen anlatılıyor, fakat tefekkür öğretilmiyor. Dil öğretiliyor, fakat edep öğretilmiyor. İşte en büyük eksik budur.

İslami eğitim anlayışında bilgi ile ahlak ayrılmaz. Çocuk hem cebir bilmeli hem sabrı bilmeli hem teknoloji öğrenmeli hem kul hakkını bilmeli hem dünyayı tanımalı hem ahireti unutmamalıdır.

Çocuklara doğruluk, merhamet, emanet, iffet, adalet ve sorumluluk verilmeli. Bunlar olmadan verilen bilgi, zalimin elindeki silaha dönüşebilir.

Gazali der ki: “Terbiye edilmeyen ilim, kişiyi felakete götürür.”

Sonuç olarak, okullarda yaşanan şiddet olaylarının önüne geçmenin yolu, güvenlik kameralarını artırmak ya da denetimi sıkılaştırmak değil; insanı yeniden inşa eden, ona anlam, kimlik ve ahlak kazandıran bir eğitim düzenini kurmaktan geçmektedir.