Milli Eğitim Bakanlığı’nın son açıkladığı okul güvenliği paketiyle birlikte Türkiye genelindeki okullarda;

Kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması, eksik noktaların tamamlanması,

Giriş-çıkışlarda denetimlerin arttırılması,

Riskli okullarda kolluk görevlilerinin görevlendirilmesi,

Okul çevresindeki kahvehane, oyun salonu, bar ve benzeri işletmelerin sıkı şekilde denetlenmesi,

Parklar ve metruk alanlarda devriyelerin artırılması,

Sosyal medya tehditlerinin siber birimlerce izlenmesi,

Rehberlik ve psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi geniş kapsamlı kararlar duyuruldu.

Ayrıca servis alanları, trafik güvenliği, seyyar satıcı denetimi, bağımlılık yapıcı maddelerle mücadele ve okul çevresinde şüpheli kişilere yönelik uygulamalar da planlamaya dahil edildi.

İlk bakışta bakıldığında bunlar ciddi ve gerekli adımlar gibi görünüyor. Çünkü toplum korkuyor, aileler endişeli, öğretmenler tedirgin. Herkes “bir şey yapılsın” diyor. Fakat burada asıl soruyu sormak zorundayız: Bu tedbirler gerçekten çocukları kurtaracak mı, yoksa çürüyen sistemi makyajlamaya mı yarayacak?

Bugün Türkiye’de okullarda şiddet artıyorsa mesele yalnızca güvenlik açığı değildir. Mesele, yıllardır ruhu boşaltılmış bir eğitim sistemidir. Çocuğa matematik öğreten ama merhamet öğretmeyen, sınava hazırlayan ama hayata hazırlamayan, diploma veren ama karakter kazandırmayan bir düzenin doğal sonucunu yaşıyoruz. Şimdi bu enkazın üzerine kamera direği dikiliyor.

Soruyorum:
Bir öğrencinin arkadaşını darp etmesini kamera mı önleyecek? Öğretmenine saygısızlık eden genci polis mi edeplendirecek? Sosyal medyada şiddeti özendiren içeriklerle büyüyen çocuğu devriye ekibi mi ıslah edecek?

Kamera suç kaydı alır; ahlak inşa etmez. Polis olay bastırır; karakter yetiştirmez. Dedektör bıçak yakalar; öfkeyi yakalayamaz.

Son yıllarda ülkemizde öğretmene saldırı haberleri, okulda akran zorbalığı görüntüleri, sınıfta birbirini darp eden öğrenciler, sosyal medyada öğretmeni hedef alan paylaşımlar sıradan hale geldi. Bazı okullarda öğrenciler teneffüste kavga ediyor, bazı yerlerde veliler okul basıp öğretmeni tehdit ediyor. Çocuk, evde saygı görmüyor; sokakta kötü örnek görüyor, internette şiddet izliyor, okulda ise yalnızca sınava koşuyor. Sonra devlet çıkıp “kamera takacağız” diyor.

Elbette güvenlik tedbiri alınsın. Riskli bölgede polis de olsun, okul çevresinde uyuşturucu satıcısı da temizlensin, metruk binalar da yıkılsın. Buna kimse karşı çıkmaz. Ancak bunları esas çözüm diye sunmak, hastaya ağrı kesici verip tümörü gizlemeye benzer.

Asıl problem şudur: Okullar bilgi veriyor ama kimlik vermiyor. Gençler diploma sahibi oluyor ama şahsiyet sahibi olamıyor. Çocuklar hak biliyor ama had bilmiyor. Teknoloji kullanıyor ama irade kullanamıyor. Konuşuyor ama edepten habersiz büyüyor.

İslami açıdan bakıldığında güvenli toplumun temeli kameralar değil, vicdanlardır. Resûlullah (sav) önce bina güvenliği kurmadı; insan inşa etti. Mekke’de yetişen nesil imanla yoğrulduğu için Medine’de huzur doğdu. Bugün ise biz tam tersini yapıyoruz: Çürük zemine güvenlik bariyeri kuruyoruz.

Peki ne yapılmalı?

Öncelikle okullar yeniden terbiye ve şahsiyet merkezleri haline getirilmelidir. Değerler eğitimi göstermelik etkinlik olmaktan çıkarılmalı; adalet, saygı, sorumluluk, iffet, merhamet günlük okul kültürüne dönüştürülmelidir. Öğretmenin itibarı yeniden tesis edilmelidir. Öğretmene laf eden veliye sessiz kalan sistem, öğrenciden saygı bekleyemez. Rehberlik servisleri kâğıt üstünde değil sahada aktif olmalıdır. Telefon bağımlılığına karşı ciddi disiplin uygulanmalıdır. Dijital çürüme görmezden gelinmemelidir.

Çünkü bugün çocuklarımızı okul kapısında değil, ekran başında kaybediyoruz.

Sonuç olarak; okulları karakola çevirerek nesli kurtaramazsınız. Güvenlik görevlisi artırarak huzur üretemezsiniz. Kameraları çoğaltarak ahlakı çoğaltamazsınız.

Bu milletin ihtiyacı daha fazla demir kapı değil, daha sağlam karakterdir. Daha fazla devriye değil, daha fazla değer eğitimidir. Daha fazla gözetim değil, daha fazla vicdandır.

Kimliksiz nesli hiçbir güvenlik sistemi koruyamaz. Ancak sağlam imanlı, edepli ve şahsiyetli bir nesil hem kendini hem toplumu korur.