Bir zamanlar bu topraklarda bir çocuğu övmek için “çok edepli” denirdi. Şimdi ise aynı çocuk “kaç net yaptı?” sorusuyla ölçülüyor. Değerler değişti. Ölçüler değişti. Ve belki de en tehlikelisi; insan tanımımız değişti.
Bugün okullar bilgi üretiyor, ama insan yetiştiremiyor. Sınav sonuçları yükseliyor, fakat ahlakî seviye aynı hızla düşüyor. Öğrenci daha çok biliyor ama daha az saygı duyuyor. Daha hızlı düşünüyor ama daha yüzeysel yaşıyor. Daha çok konuşuyor ama daha az anlıyor.
Öğretmen sınıfta ders anlatıyor, öğrencinin gözü telefonda. Uyarı yapılıyor, öğrenci karşılık veriyor. Sorumluluk veriliyor, bahane üretiliyor. Bu manzara istisna değil, giderek norm hâline geliyor.
Peki, biz neyi başardık?
Eğitim sistemi artık “iyi insan” değil, “yüksek puan alan birey” yetiştiriyor. Çünkü ölçtüğümüz şey bu. Ahlakı ölçmeyen bir sistem, ahlakı önemsetmez. Saygının parametresi olmayan bir düzen, saygıyı gereksiz görür. Günün sonunda ortaya çıkan ürün; bilgili ama sorumsuz, zeki ama kibirli, başarılı ama şahsiyetsiz bir nesil.
Oysa bizim medeniyetimizde ilim, ahlaktan bağımsız düşünülmezdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” Bu söz, eğitimin merkezine neyi koymamız gerektiğini açıkça ortaya koyar. İlim araçtır lakin asıl amaç ise insanı olgunlaştırmaktır.
İmam Gazali’nin şu tespiti bugün adeta sınıflarımızda vücut buluyor: “İlim, amel edilmediğinde sahibinin aleyhine delil olur.” Bugün çok bilen ama bildiğiyle yaşamayan bir nesil yetiştiriyoruz. Bu, sadece bir eksiklik değil; bir çöküştür. Bir yanlış değil, bir sistem hüsranıdır. Nihayetinde öğrettiğimiz salt maddi bilgi gün gelir imhamıza sebep olur.
Türkiye’de okul ortamlarına baktığımızda tablo nettir. Öğretmenin otoritesi tartışılıyor, velinin müdahalesi artıyor, öğrencinin sınırı belirsizleşiyor. Disiplin “baskı” diye yaftalanıyor, özgürlük “sınırsızlık” olarak yorumlanıyor. Sonuç ne saygı kalıyor ne düzen.
Dijital dünya da bu krizi derinleştiriyor. Hız çağında yaşıyoruz. Her şey hızlı; bilgi hızlı, tüketim hızlı, ilişkiler hızlı. Ama ahlak yavaş bir inşa sürecidir. Hatta kimi zaman ahlaktan söz edilince toplumun namus bekçisi siz misiniz şeklinde eleştiriye maruz kalıyorsunuz. Eğitim kurumlarımızda bile bu söylemler metafor bir cümleye dönmüş durumdadır. Onun için sabır, tekrar ve örnek olmak gerekir. Çocuklarımıza hız veriyoruz ama yön vermiyoruz.
En acı gerçek şu ki; eğitim, insan yetiştirme iddiasını kaybediyor. Yerine performans üreten, rakamlarla konuşan, ruhu ihmal eden bir sistem kuruluyor. Oysa rakamlar insanın yerini tutmaz. Bir öğrencinin aldığı puan, onun karakterini ölçmez.
Çözüm zor değil ama cesaret ister. Önce şunu kabul etmeliyiz, eğitim sadece akademik başarı değildir. Okullar yeniden edep, sorumluluk ve şahsiyet inşa eden kurumlar olmak zorundadır. Öğretmenin itibarı korunmalı, aile ile okul arasında gerçek bir değer birliği kurulmalıdır.
Ve en önemlisi, çocuğa sadece “başarılı ol” demek yerine “iyi insan ol” demeyi yeniden öğrenmeliyiz.
Çünkü bilgi arttıkça insan azalırsa, ortada eğitim değil; sadece teknik bir üretim kalır. Ve o üretim, bir gün dönüp toplumu tüketir ve imha eder.