Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez.” diyor.
Temiz bir fıtrat üzerine doğan insanın, daha çocuk yaşta kapıldığı muzır ruh hâli ve işlediği cürümler, insanı gerçekten hayretler içinde bırakıyor.
“Çocuk cinayetleri!” etiketiyle verilen haberlerin sıradanlaşması, içinde bulunduğumuz tehlikeyi gözler önüne sermesi açısından son derece dikkat çekicidir.
Çocuk bu, çocuk!
İçinde taşıdığı öfke ve hemcinsine karşı beslediği bu hırçınlık hangi ara peyda oldu? Üzerinde ciddiyetle durulması gereken hayati bir meseleyle karşı karşıyayız.
14 Ocak 2026 tarihinde, arkadaşlarıyla bir kafede oturdukları sırada Atlas Çağlayan isimli 17 yaşındaki bir genç, başka bir masada bulunan kişilerle “yan bakma” tartışması yaşadı. Tartışmanın büyümesi üzerine olay sokağa taştı ve Atlas, 15 yaşındaki bir “çocuk” tarafından göğsünden bıçaklandı. Hastaneye kaldırılan Atlas, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Daha önce de, 24 Ocak 2025’te Kadıköy’de bir sokak pazarında tanımadığı bir grup çocuk tarafından saldırıya uğrayan Mattia Ahmet Minguzzi hayatını kaybetmişti. Ahmet, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından, beşi kalbinden olmak üzere 14 kez bıçaklanmıştı.
3 Mart’ta ise 17 yaşındaki Berkay Melikoğlu, 18 yaşındaki A.M.Ö. isimli saldırgan tarafından kalbinden bıçaklanmış ve ardından vefat etmişti.
Yine 10 Ağustos günü, 22 yaşındaki Hakan Çakır da çocuk yaştaki beş kişinin saldırısı sonucu hayatını kaybetmişti.
TÜİK’in yayımladığı son verilere göre, 2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı önceki yıla göre %9,8 artarak 612 bin 651’e ulaştı. Bu çocukların 279 bin 620’si mağdur olarak kaydedilirken, 202 bin 785’i suça sürüklenen çocuk statüsünde işlem gördü. Ayrıca 96 bin 438 çocuğun bilgisine başvuruldu, 18 bin 561’i kayıp olarak bildirildi, 8 bin 729’u kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 518’i ise çeşitli diğer nedenlerle güvenlik birimlerine götürüldü.
Elbette katilin/saldırganın çocuğu, engellisi, iyi hâllisi olmaz. Ancak bu denli cani ve gaddar bir nesli ortaya çıkaran sosyolojik şartların acilen masaya yatırılması şarttır.
Kalplerdeki rahmet ve merhamet duygularını silip süpüren müzmin hastalıklarla mücadele, ötelenemez bir vazifedir ve gecikmeden hayata geçirilmelidir.
Şefkat ve merhamet duygularından yoksun bir akıl ve zekânın, insanı daha çocuk yaşta adeta bir katliam makinesine dönüştürdüğünü ibretle görmekteyiz.
Ahlaktan bağı koparılmış bir aklın, merhametle ilişkisi kesilmiş bir zekânın geleceğimizi cehenneme çevirmesi kaçınılmazdır.
Böylesi bir akımın hukukla, siyasetle ya da idari tedbirlerle hizaya çekilmesi mümkün değildir. Gaddar canavarlar hükmüne giren bu yapının, pansuman çözümlerle tedavi edilmesi de imkânsızdır.
Gönüllere şefkat ve merhamet tohumlarını ekerek huzur iklimini tesis edecek olan Allah’ın dini İslam’a ve onun adalet anlayışına yönelik saygısız ve cüretkâr saldırılar pervasızca yapılırken, bunlara karşı hiçbir müeyyidenin uygulanmaması, toplumun yaşadığı bu saldırganlığın sebeplerine de açıkça işaret etmektedir.
Kendi özümüze ve değerlerimize dönmeden; çocuklarımızın gönüllerine şefkat ve merhamet tohumlarını ekmeden, toplum olarak bu cinayetlerden kurtulmamız mümkün görünmemektedir.
Acil davranmak zorundayız!