İşgal rejiminin finansal kaynaklarının belirgin bir oranı global tüccarların parasal desteklerinden beslenmektedir.

7 Ekim Aksa Tufanı sayesinde dünya halklarında belirgin düzeyde artış gösteren bilinç düzeyi sayesinde öğrenmiş olduk ki siyonist soykırımını direk veya dolaylı destekleyen tüm marka/kurum/kavram/kuruluş çarkının bir numaralı destekçisi maalesef yine bizmişiz.

Kurdukları kanlı düzen sayesinde özellikle Müslüman coğrafyasından kazandıklarıyla Müslümanları katletmişler. Hür ve vicdanlı halkların saf (bilinçsiz) destekleriyle insanlığı yok etmeye çalışmışlar. Yani bizim paramız ile bizi yok edeceklermiş.

Özellikle boykota konu olan büyük sektörlerin gelirlerinin yarısından fazlasını bizden temin ediyorlarmış.

Boykot bilinci ve direnci arttıkça küresel çapta devasa zararlar ve büyük oranda küçülmelere gidiliyor.

Yüzde kırkları aşan ve yüzlerce milyar dolarlık zararlar ile hızlı bir çöküşe geçmiş durumdalar. Şu malum içecek beş yıl önce aldığı satış teklifinin onda biri fiyatı ile bugün alıcı bulmakta zorlanıyor. Daha doğrusu alıcı bulamıyor.

Ekonomik anlamda boykot kalkanıyla mücadele edilemeyeceğini anlayan binden fazla firma var ve tümü yılsonu değerlendirmelerinde küçülmeye gitmekte.

Özellikle Müslüman coğrafyasının şu iki yıllık boykot bilinci sayesinde kanlı kahveleri, içecekleri, yiyecekleri ve diğer tüm kalemleri ile popüler olmuş onlarca dev şirket cüceleşmeye başlamış bile.

Boykot bilinci asla küçümsenmemeli.

Bu bilinç öyle lokal veya geçici bir değişim değildir. Aksine boykot bilinci kurumsallaşacak kadar büyük, nesilden nesile geçecek kadar kalıcı ve işgal rejimini yok oluş sürecine götürecek kadar da etkili olmuştur.

Sadece ekonomik değil, sportif, kültürel, bilimsel, akademik, sanatsal, askeri, teknolojik ve daha onlarca farklı alanlarda işgal rejimine uygulanan tedricin de bu boykot bilinci sayesinde oluştuğu bilinmektedir.

Uluslararası arenada kurumsal ve kavramsal bir bilince dönüşen boykot artık her alanda soykırımcıları yok etmeye başlamıştır.

Örneğin bilimsel ve akademik boykota bakarsak; işgal rejimi hiç tahmin bile edemeyeceği kadar köklü bir izolasyon ile karşı karşıya kalmıştır. Bugün Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığı verilere göre, sadece Avrupa’da işgal rejimine karşı oluşturulmuş akademik boykot tepkileri 2025 Kasım ayı itibarıyla 1000’e ulaşmış. Avrupa Birliği’nin (AB) önde gelen bilimsel araştırma programı Horizon Europe tarafından verilen araştırma hibelerinde bile işgal rejimine yapılan yardımlarda da belirgin bir düşüş olmuştur.

Daha neler yapmalı?

Evvela tekrardan kendimizden başlamalı. Boğazımıza kadar doldurup taşırdığımız tüm düşünememişliğimizi, elimizi gırtlağımıza sokup, kökünden söküp atmalıyız. Ne kadar canımız acırsa acısın.

Evimizden, çevremizden, sanalımızdan başlamalı. Bir iğne ucu kadar bile olsa faydamız dokunmamalı. Bizden zerre kadar beslenememeliler.

Nerde onlara ait bir eşya, bir gıda, bir terim, bir duygu, bir his bile varsa tümünü küllen boykot etmeliyiz. Boykot hayatımızın bir parçası olmalı. Global bir kültüre ve karizmatik bir duruşa dönüşmeli. Çünkü onlar iflas edip yok oldukça bizler kendimize gelip var olacağız.

Ne diyelim?

Sen Ey HAMAS!

Sen Ey Gazze!

Dünya tiranlarının, sömürgeci canilerin, soykırımcı siyonistlerin ve kan tüccarlarının boğazına düğümlenen muhteşem bir bilinçsin. Özgürlüğe kanat çırpacak bir geleceksin…

Bizim geleceğimiz, hür ve vicdanlıların… İnsanlığın geleceği.