Uzun zamandır içimde bir rahatsızlık var. Görmezden gelmeye çalışıyorum ama olmuyor. Çünkü ortada süslenerek anlatılacak bir tablo yok. Müslümanlar olarak Batıya benzemek uğruna o kadar yol aldık ki, farkında olmadan kendimiz olmaktan vazgeçtik. Benzemeye çalıştığımız Batı gibi olamadık; terk ettiğimiz köklerimiz gibi de kalamadık. Ne tam Batılıyız ne de sahih anlamda Müslüman. Ortaya çıkan şey, kimliğini yitirmiş, yönünü şaşırmış, neye ait olduğunu bilmeyen bir hal.

Oysa ölçümüz baştan belliydi. Kur’an açıkça söylüyor: “Andolsun ki Allah’ın Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır.” Buna rağmen örneğimizi son peygamberden değil, Batının vitrinlerinden aldık. Hayatı, siyaseti, ahlakı, hatta hayali bile ithal ettik. Bize “özgürlük” diye sunulan her şeyi sorgusuzca alkışladık. Ne yazık ki çoğu zaman alkışladığımız şey özgürlük değil, nefsin esaretiydi.

Batıya benzemeye çalışırken onu da başaramadık. Çünkü Batı kendi tarihinin, kendi düşünce dünyasının ürünüdür. Biz ise kendi dünyamızı yıkıp başkasının evinde yaşamaya kalktık. Kur’an’ın uyarısı kulaklarımızdaydı ama duymak istemedik: “Yahudiler ve Hristiyanlar, sen onların dinine uymadıkça senden asla razı olmazlar.” Razı olunmak için taviz verdik; verdikçe talepler arttı.

Bana değerli bir ağabeyim bir gün, “Çok fazla eleştiriyorsun, fazla kötümser bir portre çiziyorsun” demişti. Haklı görünüyordu; ben de bir süre kendimi toparlamaya, kelimelerimi yumuşatmaya çalıştım. Fakat şunu fark ettim: Elimde değil. Çünkü her şeyi güllük gülistanlık göstermek, hakikati örtmekten başka bir işe yaramıyor. Biz kendimizle yüzleşmeden, öz eleştiriyi cesaretle yapmadan toparlanamayız. Yarayı göstermeden tedavi olmaz; çürüyen yeri kesmeden beden iyileşmez. Kur’an’ın dili de böyledir: Teselli eder ama önce ikaz eder, müjde verir ama önce uyarır.

Batıya teslim olanların hali zaten bu acı gerçeği yeterince göstermiyor mu? Kimliğini Batının değerlerine endeksleyen toplumlar ne huzura kavuşabildi ne de saygınlık kazandı. Batının kültürünü, hayat tarzını, ahlak anlayışını sorgusuzca alanlar; kendi gençliğini köksüz, kendi ailesini kırılgan, kendi toplumunu parçalı hale getirdi. Onlara vaat edilen “refah” birkaç vitrin projesiyle sınırlı kaldı, ama kaybettikleri şey izzet oldu, aidiyet oldu, anlam oldu.

Bugün Batıya en çok benzeyen İslam ülkelerine bakıyorum: Ne sözleri geçiyor dünyada ne de halkları mutlu. Batının çıkarlarına en sadık olanlar, kriz anında ilk terk edilenler oluyor. Dün alkışlananlar, bugün gözden çıkarılıyor. Çünkü Batı dostluk değil menfaat üretir. Bunu hala anlamamak, siyasi saflık değil, tarih körlüğüdür. Daha da acısı şu: Batıya teslim olanlar, bunu çoğu zaman “reform”, “çağdaşlaşma”, “ılımlılık” gibi süslü kelimelerle pazarlıyor. İnanç kamusal hayattan çekildikçe, ahlak zayıflıyor; ahlak zayıfladıkça adalet çöküyor. Sonunda ortada ne güçlü bir devlet kalıyor ne de onurlu bir toplum. Geriye sadece Batıya benzediğini zanneden ama ne Batı kadar güçlü ne de İslam kadar diri olabilen bir “ara form” kalıyor.

Bu tablonun sorumluluğundan siyaset de kaçamaz. Birçok yönetici için meşruiyet kaynağı artık kendi halkı değil, dış dünyanın memnuniyeti. Reformlar halk için değil, raporlar için yapılıyor. Oysa Resûlullah’ın (sav) uyarısı nettir: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” Bu, sadece şekil değil, zihniyet meselesidir.

Türkiye de bu imtihanın dışında değil. Zaman zaman kendi medeniyet iddiamızı hatırlıyoruz ama çoğu kez Batının ölçüleriyle kendimizi tartıyoruz. Kur’an’ın uyarısı ise çok açık: “Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.”

Bu yazıyı bir karamsarlık metni olarak da okumayın. Bu bir yüzleşme çağrısıdır. Batıya düşmanlık değil, kör taklide itirazdır. Bilime, teknolojiye karşı değilim; ruhunu satan, beynini kiraya veren bir ilerlemeye karşıyım.

Kurtuluş, Batıya benzemekte değil; yeniden kendimiz olmaktadır. Örneğimizi yeniden Resûlullah’ta bulmadıkça, vahyi merkeze koymadıkça ve izzetimizi başkasının aynasında değil kendi değerlerimizde aramadıkça bu savruluş bitmeyecek.

Ya kendimize döneriz

ya da başkalarının gölgesinde kayboluruz.

Gazze’ye selam, direnişe devam!