Dünyadaki askeri darbelerin neredeyse tümünün arkasında Amerikan istihbaratının olduğu hemen herkes tarafından kabul edilir.

Kimi ülkelerde darbeciler kendileri için çalışan kimseler değilse ya da süreç içerisinde çıkar çatışması söz konusu olduğunda darbecileri darbelerle devirdikleri de olur.

Trump’ın ilk döneminde iç karışıklıklar yaşandığında ve işler “kongreye baskın” noktasına kadar geldiğinde, Amerika’da darbe ihtimalinden söz edenler olmuş; ama hemen sonra akla soğuk savaş döneminin şu meşhur sözü gelmişti: “Dünyada sadece Amerika’da darbe olmaz, çünkü orada Amerikan elçiliği yoktur.”

Amerikan askeri üsleri ise aslında bulunduğu ülkeyi korumak için değil, ihtiyaç duyulduğunda işgal gücünün öncü birliği olarak kullanmak içindir.

Bir örnek verelim.

Türkiye, 1974’te Kıbrıs’a askeri harekâtta bulununca 5 Şubat 1975’te Amerika tarafından silah ambargosuna maruz kaldı. Tümüyle Amerika’ya bağımlı olmanın sıkıntılarıyla gerçekten yüzleşen Türkiye, 25 Temmuz 1975’te karşı bir hamle ile ülkedeki Amerikan üslerini kapattı. Dönemin gazeteleri “Türkiye üslere el koydu” diye manşet attı.

Üslerin tekrar açılması için yapılan girişimlere karşılık Türkiye tarafı ambargonun kaldırılmasını şart koştu. Müzakereler üç sene kadar sürdü ve Eylül 1978’de ambargo kaldırılınca üslerin bir kısmı açıldı ve tekrar Amerika’nın kullanımına verildi.

Bu tarihten sonra Türkiye’de ne siyaset ne de sokaklar sakinleşmedi.

Şiddet olayları arttı, siyaset kurumu en basit sorunları bile çözemeyecek hale geldi.

Amerika intikam alıyordu ve son hamlesini 12 Eylül 1980’de askeri darbe ile yaptı.

Darbeyi “Amerika’nın çocukları” yapmıştı ve darbeden bir ay sonra kalan üsler de açıldı ve Amerika’nın kullanımına verildi.

Bunları neden mi anlattım?

Amerika ve israil, İran’a saldırı hazırlığı yaptığında İran açıkça bölgedeki Amerikan üslerinin hedef alınacağını duyurmuştu.

Özellikle körfezdeki üsler en önemli hedeflerdi. Bu üslerin bulundukları ülkelerin güvenliğine hiçbir katkılarının olmadığı bir süre önce ortaya çıkmıştı.

Haziran 2025’te İran, Amerikan saldırılarına misilleme olarak Katar’daki Amerikan üssüne füze saldırısında bulundu. Amerikan hava savunma sistemleri devreye girdi ve İran füzelerini etkisiz hale getirdi. Ama bundan yaklaşık 3 ay sonra israilden, Katar’daki HAMAS müzakere heyetine yönelik füze saldırısı yapıldığında Amerikan patriotları devreye girmedi ve füzeler belirlenen hedeflere isabet etti.

Amerika’nın israille koordineli çalışması bir yana Katar’a bu konuda hiç yardım etmemesi, haber bile vermemesi üslerin asıl amacını ortaya koydu; ama maalesef meseleye bu açıdan bakılmadı.

Bugünlerde Amerika ve israil İran’a yönelik saldırılar gerçekleştirirken, İran da buna karşılık hem israili vuruyor hem de bölgedeki Amerikan üslerini.

Bölge ülkelerinin, başlarına tebelleş olmuş olan emperyalist Amerika’nın üslerinin vurulmasından rahatsız olmak bir yana fırsattan istifade üslerin faydasızlığını gündeme getirip kapatmaları gerekirken İran’ı suçlamaları akla ziyan bir durum.

Amerika, o üsleri kullanırken üslerin bulunduğu ülkelerden izin de istemiyor, o ülkelere yardım da etmiyor.

Üsler işgal gücünün öncü güçleridir ve işgale zemin hazırlarlar.

İspanya’nın “üsleri kullandırmayacağız” açıklamasına Trump’ın verdiği karşılık durumu net olarak ortaya koyuyor aslında.

"İspanya berbat davrandı. Scott’a İspanya ile tüm ilişkileri kesmesini söyledim. Üslerini kullanamayacağımızı söylediler. Sorun değil. İstersek girer kullanırız. Kimse bize kullanamazsınız diyemez."

Evet, “istersek girer kullanırız” sözü her şeyi açıklıyor.

Önümüzdeki bir yıl Türkiye için de kritik bir dönem ve adımların buna göre atılması lazım.

israil ile bir savaşa girmeden önce Amerikan üslerine hatta NATO üslerine karşı önlem alınmalı, hazırlıklar yapılmalıdır.

“Köprüden önceki son çıkış” gibi bir aşamadayız.