Allah’a yaklaşmayı, Allah’a gitmeyi, Allah’a koşmayı anlarız, günlük konuşmalarımızda kullanırız da “Allah’a firar etme”yi fazla bir kullanmayız.

Firar denilince aklımıza ilk gelen şey hapishane olur. Yani tutsaklıktan özgürlüğe kaçmak. Sonra askerlikten, okuldan firar gelir akla. Yani kısıtlı bir yerden daha özgür bir yere kaçmaktır firar.

Ne kadar örtüşür ve yerini bulur bilmem ama yaşadığımız şu günleri tam da Allah’a firar edilecek günler olarak görüyorum.

Özellikle dört bir yanı kaplayan çirkef gündemin ne dilimize ne kalemimize sıçramaması için kelimenin tam anlamıyla Rabbimize firar etmek tek kurtuluş yolumuzdur.

Dikkat ederseniz Batı ve Siyonist dünyanın içinde yüzdüğü çamur ve çirkefi eleştiri mahiyetinde anlatırken bile insan kirlendiğini hissediyor, insanın ruhu kararıyor, değerleri törpüleniyor. Ülke gündemi de aynı kirlilikte kirlilikle yarışıyor.

Böyle bir durumda Allah’a firar etmekten başka bizi hiçbir şey tatmin etmeyecektir.

Gelin bu firarı biraz somutlaştıralım, kendimizi dinleyecek bir odaya atalım, kendi sesimizi duyacak bir şekilde çokça istiğfar getirelim, “estagfirullahelazîym” diyelim, sonra bol bol kelime-i tevhid okuyalım ve daha sonra kendi işiteceğimiz şekilde bir miktar Kur’an okuyalım. Ve şu günlerde bunu tekrar edelim.

Göreceksiniz kendimize geleceğiz, bizi boğma noktasına gelen çirkef bir dünyadan kurtulmanın huzurunu ve zevkini tatmış olacağız.

Aynı zamanda “allahümme bârik lena fî recebe ve şaban ve belliğnâ ramazân” Nebevi tavsiyesini yerine getirmiş oluruz. Zannedersem Recep ve Şaban aylarını bereketli kılmanın yollarından biri de böyle şeyler yapmak olsa gerek.

Yoksa Ramazan ayının geldiğini nasıl anlayacağız, takvimlerden mi haber alacağız!

Selam ve dua ile!