• DOLAR 7.448
  • EURO 9.063
  • ALTIN 443.901
  • ...

Salgın, yedi sekiz ay öncesi kadar hararetli bir gündem maddesi değil ancak küresel güçlerin sesini epey bir kısmış gibi.

ABD, Çin, Almanya, İngiltere, Rusya, sonra Hindistan gibi birçok ülke sanki derin bir sessizliğe bürünmüş haldeler.

Virüsün kuşattığı kriz altında zaman ilerledikçe tüm yeryüzünde ciddi anlamda daralan ekonomilere, aşı çalışmalarındaki başarısızlığın yanı sıra, sürecin çok daha uzun olacağına dair açıklamalar da eklenince ortaya çıkan karamsar, kaygılı ve mutsuz kalabalıklar, devlet yönetimlerinin popüler görünürlüğünü fazlasıyla zayıflattı.

İkide bir, şuna buna, “endişeliyiz” açıklaması yapan Beyaz Saray sözcüleri ortalıkta yok. Ya da gören yok.

Arka planda stabil devam eden hile ve dolapları bir yana sağa sola uğrayıp arada bir şeyler mırıldanan Pompeo’nun ne dediği de şu sıralar pek umursanmıyor.

Rusya da Çin de kimi etki alanlarında uyku modundalar.

Müslüman halklara rağmen Arap Ülkeleriyle işgal rejiminin arasını siyonizmin istediği normalliğe getirme derdinde olan ABD, ırkçılık karşıtı hareketlerle, kontrolünü kaybetmeye başladığı kimi müttefikleriyle, geri çekilmek zorunda kaldığı kimi hedefleriyle ve artan mali sıkıntılarla birlikte içinde olduğu seçim sürecinin sonunda, mevcut pozisyonunu korumakta daha da zorlanacaktır.

Türkiye’de ise, halkın sesi soluğu çıkmıyor.

Marketlerde fiyat etiketlerinin uçtuğunu görüyor, doların, yakında onlu rakamları aşacağını fark ediyor, altındaki dudak uçuklatan yükselişten bahsetmeye çekiniyor.

 Artık hangi vergiye, hangi faturaya ne kadar zam geliyor, takip etmekten yoruluyor.

Sadece konut ve otomobil piyasaları değil birçok sektördeki dalgalanmayı hayretle izliyor, faizin tekrar yükseldiğini görünce kahroluyor.

 Bütün bunlar bir yana, çok ciddi alarm veren aile ve evlilik kurumundaki olumsuzluklar için endişeleniyor.

Ahlakî yozlaşmadan ürküyor, geleceğine güvenle bakmakta zorlanıyor ve nefesi kesiliyor.

Temsilci gördüğü siyasetçilere bakıyor.

İktidar, sürekli dışarıyı ve geleceği işaret ediyor: “Çok hassas bir süreçteyiz. Libya’da, Karabağ’da, Suriye’de, Akdeniz’de, havada, karada, denizde..”

Ana muhalefet, kahvelerdeki kağıtlardan ve yardım olarak gönderilen Arapça nutuklardan sonra muhtarların derdinde.

Halk, sorunlarının sosyal medya ile çözüldüğünü görünce bu defa orada sesini yükseltmeye çalışıyor.

Ancak yalan dolan, iftira, asılsız iddia, duygu sömürüsü ve kurgu gibi her türlü manipülasyon bir tarafa, bu paylaşım araçlarının ecnebinin elinde olması halk için ayrı bir tedirginlik oluşturuyor.

Vaka sayılarının bir türlü binin altına düşmemesi, yükü artan sağlık sistemi karşısında evine gönderilen hastaları, kapalı üniversiteler yüzünden sıkıntıları katlanan şehir esnaflarını ve çocuğunun eğitimi için kara kara düşünmeye başlayan anne babaları, “hangi sorunumuz için kime ne diyelim?” şaşkınlığına itiyor.

Her zorlukla birlikte/her zorluktan sonra elbette iki kolaylık vardır. Sesin kısılması bir yerde şikayetlerin asıl makama arz edildiği anlamına da gelir.

Daha ihlaslı, daha samimi dualarla Mevlâ’nın huzurunda boyun büküp, çaresizlik ve muhtaçlığı en büyük şefaatçi görerek yalvarma anlamına..

Bu kıştan sonrası inşallah her yönden çok güzel bir bahara işaret ediyor.

Allah-ü Teala, şerleri hayırlara tebdil eylesin.