• DOLAR 32.265
  • EURO 35.057
  • ALTIN 2447.233
  • ...

Soytarı ile dalkavuk arasındaki farklar üzerine çok şey söylenmiş. Özet olarak soytarılar, batıda krallara ve derebeylerine kimsenin söyleyemediği doğruları, komik hareketlerle dolaylı olarak dile getiren kimseler oluyor.. Normal insanların kendine yakıştıramadığı edep dışı dans, maske, kıyafet vs ile kralı güya eğlendirirken önemli mevzularda kralı uyarmaya çalışıyorlarmış.

Yalaka veya şakşakçı da denilen dalkavuklar ise batıdaki krallardan ziyade padişahların çevresinde bulunan ve onların her söylediklerine hikmetler bulan kimseler oluyor.

Yani batıdaki soytarılar, krala doğruyu söylemek için kırk takla atarken, buradaki dalkavuklar ise padişahı doğrulamak için hiçbir ölçü, ilke ve hakikati tanımıyorlar.

Aralarındaki bu farklılığa rağmen soytarı, yalaka, şakşakçı, dalkavuk gibi kelimeler veya bizzat bu işleri yapanlar birbiri yerine de kullanılmış. Yani batıdaki saraylarda soytarıların yanında dalkavuklar olduğu gibi doğuda da yaltakçı, kemik yalayıcılar yanında soytarılar da istihdam edilmiş.

Bu dalkavukların padişahların yanında elde ettikleri nüfuzla devleti çoğu zaman zor durumlara düşürdüklerine dair örnekler de kaynaklarda yer almış.

Tanzimat dönemiyle birlikte sarayda dalkavuk veya soytarı diye bir vazifeli bulunmasa da en alt makamdaki idarecilerin yetkilerinden beslenen tufeyliler her zaman bir şekilde varlığını sürdürecektir.

Bugün adalet ve hakkaniyet, vicdan ve merhamet gibi en temel insani değerleri, kutsadıkları çıkar ve menfaatlerine kurban eden çevrelerin trollükte geldikleri nokta, Müslüman halkların geleceğini ciddi ciddi tehdit etmektedir.

Bir tarafta, hizmet hiç önemli değil, tuvalet terliği bile olsa “bizden” olana oy vereceğiz diyerek iradesini ideolojik taassubunda eritip yok eden bir körlük. Diğer yanda işin içine biraz muhafazakarlık, biraz statüko katarak mevzisini tahkim eden bir sığlık.

Yine bir taraf kendi gücüyle bir şekilde egemen olmanın derdindeyken diğer taraf, güya devleti koruyoruz zannıyla hakkın hatırını hiç umursamayan bir cüretle hareket ediyor.

Ve maalesef bu; “evet efendim, öyledir efendim, buyurduğunuz gibidir efendim” diye devam eden sıradan bir şakşakçılık değil, nice masumun hakkına hukukuna ilişen çok büyük bir cürüm. Çünkü bu keyfilik, algıların kanunlardan daha etkili olduğu bir yapay düzende yetkiyi manipüle etmenin tüm vebalini almak demek.

İktidar, son seçimlerle ilgili analizlerde kendi yanında gibi gözüken bu yalakaların verdiği zararı görmezden gelirse bundan sonrası için şimdiden salasını verdirmiş olacaktır.

Gerçi güçlü olduğu dönemde Fetö’nün aşkını dillerinden düşürmeyenlerin, yarın ilk seçimde gücün el değiştirmesi halinde hangi trene bineceklerini görmeyenler, çevrelerindeki yağcılardan öyle kolay kurtulamayacaktır.

Neyse bayram bayram konuşmak zorunda kaldığımız şeye bak. Ne diyelim, Allah cc, bugünün sihirbazlarını da imana getirsin, ıslah etsin.

Geçen yıl, Ramazan Bayramı elli binden fazla insanın enkaz altında can vermesinden iki ay sonra teşrif etmişti.. Öyle devasa bir deprem afetinin önlenmesi, beşer iradesini aştığı için gündemde ihmal vardı ancak zulüm diye net bir illet yoktu.

Bu yılki ise çok daha farklı. Bayram, nice şehadetin dirilttiği bir dünyada işgalci ve destekçilerinin rezil olduğu bir zamana denk geldi.

Elbette ki bayramın kutlanması için ortalığın güllük gülistanlık olması gerekir diye bir şart yoktur. Aksine Ramazan ve Kurban bayramları, iman ve istikametle sabreden müminlere ilâhi ödüller hükmündedir.

O halde yakın ve açık fetihlere vesile olması dileğiyle Bayramınız mübarek olsun.