• DOLAR 5,7599
  • EURO 6,5470
  • ALTIN 261,386
  • ...

 Halk ile yerel yöneticiler arasında çıkan ihtilaflarda, yönetimin alacağı tavır, halkın yönetime güvenini belirleyen önemli bir faktördür. Eğer yönetim, bu tip anlaşmazlıklarda, yerel yöneticiyi kendine daha yakın görür, olaya onun gözü ile bakar ve onun beyanını esas alırsa, halkın o yönetime güven duyması mümkün değildir. Adil bir tavır ise halkın yönetime olan güvenini pekiştirecektir.

Doğrusu halkın; yönetimi/devleti temsil eden şahıslarla girdikleri ilişkilerde zulmedici bir konumda bulunmaları oldukça nadirdir. Çünkü yerel yöneticiler, devleti temsil etmelerinin yanında devletin imkanlarına da sahiptirler. Dolayısıyla normal bir vatandaşı, istese bile böyle birine haksızlıkta bulunamaz. Bunun tersi ise çok daha vakidir. Nitekim tarih boyunca yapılan zulümlerin kahir ekseriyeti devlet gücünü elinde bulunduran şahıslarca yapılmıştır. O halde bu ilişkide asıl korunması gereken vatandaştır.

“Hayır, insan kendini müstağni (kendine yeten, ihtiyaçsız) gördüğünde gerçekten azar.” (Alak 6-7)

Ayet-i kerimeden anlaşıldığı kadarıyla hiç kimse ‘la yüsel` (hesap sorulamaz) olmamalıdır. Şayet bir şahıs böyle bir konumda bulunur da onda güçlü bir Allah korkusu yoksa, azması kaçınılmazdır. Bu konuma gelme ihtimali en yüksek olan insan kesimi de yöneticilerdir. Dolayısıyla özellikle onların kontrol edilip denetlenmesi gerekmektedir.

Durum böyle olduğu halde, yönetim tarafından yerel yöneticilerin kayrılmasının önemli sebeplerinden biri, yönetimin, yerel yöneticiyi, hakim konumunu koruyan bir unsur olarak görmesidir. Oysa yönetimin hakimiyetinin güvencesi yerel yöneticiler değil halkın güven ve desteğidir.

Yerel yöneticinin yaptığı hataların arkasında durmak; “ne de olsa bunu benim için yaptı” diyerek sahiplenmek ise o yönetimin adaletini zedeleyeceği gibi onu büyük sorunlarla da karşı karşıya getirecektir.

Yöneticinin hatalarına karşı Resulullah (sav)`in tavrını görebileceğimiz örneklerden biri şudur:

Kendisi, Beni Cezime kabilesi üzerine Halit bin Velid (ra) komutasında askeri bir birlik gönderdiğinde, bu kabile Müslüman olduklarını beyan etmişler ancak rivayetlere göre ifade farklılıklarından dolayı bunu açıkça ifade edememişlerdir. Bunun üzerine Hz. Halit, kabilenin bir kısmını öldürüp, bir kısmını esir almış, sonra esirlerin de öldürülmesini emretmiştir.

Resulullah (sav), böyle bir hatayı sahiplenmek bir tarafa, ellerini kaldırarak iki defa, “Ya Rabbi, ben, Halit`in yaptıklarından beriyim” buyurmuş, sonra da o kabilenin tüm can ve mal kayıplarını tazmin etmiştir.

Yerel yöneticilerin sıkı denetlenmesi konusunda en iyi örneklerden biri de Hz. Ömer (ra)`dır. Kendisi atadığı valilere ve komutanlara karşı son derece sert davranmıştır. Onlarla ilgili her türlü şikayeti incelemiş ve haksızlığa gerekli cezayı vermekten çekinmemiştir. Nitekim Mısır valisi Amr bin As`a söylediği şu söz, onun bu konudaki tavrını göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

“Anaların hür doğurduğu insanları ne zamandan beri, köle edindiniz.”

Ona bu sözü söyleten olay şudur: Amr bin As`ın oğlu, Kipti bir gence tokat vurduğu gibi, Kıpti`nin “seni halifeye şikayet edeceğim” sözüne de itibar etmez ve “istediğin yere şikayet et, ben şereflilerin en şereflisinin oğluyum” der. Bunun üzerine adam Hac mevsiminde Mekke`ye gidip şikayetini Hz. Ömer`e iletir. Hz. Ömer, Amr bin As`ın oğluna kısas uygulayıp babasına da yukarıdaki sözü söyler.Bunun dışında Hz. Ömer`in Kudüs`e ulaşıp da oradaki komutanların üzerinde ipek elbiseler gördüğünde onları taşlarla kovaladığı, Sad`ın Kufe`deki sarayını duyunca orada oturmasına müsaade etmeyip bir rivayete göre sarayı yıktırdığı bilinmektedir.

Hz. Ömer`in valilerine gösterdiği bu sert muamelenin sonucunda valiler, halkla ilişkilerinde son derece dikkatli davranmışlar ve Hz. Ömer`in on yıllık halifelik dönemi büyük bir huzur ve istikrar içinde geçmiştir.

Diğer taraftan Hz. Osman (ra), herkese olduğu gibi valilerine karşı da şefkat ve merhametle muamele etmiştir. Ancak güzel bir meziyet olan bu tavır, yönetime zaaf olarak yansımıştır. Bunun sonucunda da 12 yıllık halifelik döneminin son yarısı karışıklıklara sahne olmuş ve maalesef kendisi de fitneci gruplar tarafından mazlumca şehid edilmiştir.

Sonuç olarak ister devlet yönetimi, ister başka bir yönetim olsun; yerel yöneticilerle halk arasında çıkan ihtilaflarda, yönetimin alacağı tavır, onun adil olup olmadığını gösterdiği gibi istikrarını da belirleyen önemli bir etkendir denilebilir.