• DOLAR 8.471
  • EURO 10.292
  • ALTIN 502.04
  • ...

Bugünlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında “Kim daha milliyetçi” tartışmaları sürüyor.  Bu tartışmaları yaparken hedef kitle şüphesiz ki oy devşirme hesaplarıdır. Fakat gerçekten milliyetçiliğin oy potansiyeli bir partiyi iktidara götürme çoğunluğuna sahip midir? Yıllardır geçirilen seçim sonuçları milliyetçiliğin hiçbir zaman bir partiyi tek başına iktidara taşımadığı gerçekliği vardır. Milliyetçiliği MHP ve HDP üzerinden değerlendirdiğimizde bu durum daha iyi anlaşılabiliyor.  Fakat yeni bir alan keşfetmiş gibi “Ben daha milliyetçiyim” diyen Kılıçdaroğlu oradan da oy devşirebilir miyim hesapları peşine düşmüştür.

Aynı şekilde son seçimlerde MHP ittifakıyla birlikte AK Parti şahsında Erdoğan’ın “milliyetçi dili” çok kullandığına şahit olmuştuk.    O dönemde kendini fazlasıyla bu ortama kaptırmış ve   “Yallah oraya! Git Kürdistan’a!” gibi söylemler Kürt seçmenin canını incitmişti. Hatta bu tür söylemler İstanbul ve Ankara seçimlerinin kaybedilmesinin temel noktasından biri olarak görülebilir. Oysa kuşatıcı dili ön planda tutan kişi veya parti Türkiye siyasetinde hep önde olmuştur. Adnan Menderes’le başlayan süreç, Turgut Özal’la bir noktaya ulaşmış, Erdoğan’ın ilk yıllarında zirve yapmıştı… 

Bu konuda İYİ Parti’ye bakıldığında söylem olarak MHP’nin fotokopisi gibi duruyor. Siyaseten farklı kulvarlarda gözükseler de milliyetçilik konusunda birbiriyle yarış halindeler. Yeni kurulan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi ise pusuda bekledikleri görülüyor. Hangi tür milliyetçiliğin daha fazla oy getireceği konusunda daha temkinli görünüyorlar. Özellikle Doğu ve Güneydoğuda Kürt seçmenleri arasında daha fazla görünür olduklarıdır.  AK Parti’nin ilk dönemlerinde oy deposu olarak gördükleri Kürt seçmene daha çok vurgu yapacakları gözüküyor.

Partilerin oy hesaplarıyla milliyetçiliğe yatırım yapmak isteyenler bu halkın maslahatından ziyade iktidar endeksli arzularındandır. Ancak milliyetçi dilin siyasal rekabetin merkezine yerleştirilmesi sadece partiler için değil bütün toplum ve ülke için sıkıntılıdır. Fay hatları üzerinden zafer elde etmeye benzer ki bu neticesiz kalmaya mahkûmdur. Oy devşirme hesapları yaparak ülkeyi kaosa sürüklemekle birlikte kendilerini de dar bir alana mahkûm etmekteler. Bugüne kadar bu halkın seçmenleri hep kuşatıcı dili tercih etmiştir.

Bütün bu denklemlerde partiler arasında dikkatimi çeken birileri var. Milliyetçiliğe karşı olduğunu söyleyen ve milliyetçiliği sistemleştiren sisteme karşı alternatif olduğunu söyleyen bir parti dikkatimi çekiyor. HÜDA PAR’dan söz ediyorum.  Zira tüm partiler sisteme entegre çözümler üretirken ve milliyetçilikten ödün vermezken, HÜDA PAR sistemin değişmesi gerektiğini vurguluyor.  Ve sisteme alternatif olduğunu söylüyor. Bugünlerde yeni bir Anayasa çalışmaları konuşulurken darbe anayasanın milliyetçiliği doğurduğu ilk dört maddesinin dokunulabileceğini söyleyen tek parti yine HÜDA PAR’dır…

Sonuç olarak; doğru kimden gelirse gelsin hakkını vermek gerekir. Kim daha milliyetçiden ziyade kim daha kuşatıcı olduğunu tespit etmek gerekir. Bu tespitten sonra onları öne çıkarmak bu halkın faydasına olacaktır.