• DOLAR 8.437
  • EURO 10.227
  • ALTIN 492.788
  • ...

Birkaç gün önceydi. Bir dostumun beyaz eşya ihtiyacı için üç tane farklı beyaz eşya mağazasına uğradık. Pazarlama temsilcileri bizimle ilgileniyordu. Ve kendi markalarının ürünlerini en ince ayrıntılarına kadar tarif ediyorlardı. Kapasiteleri, tasarruflu oluşu, dayanıklılığı ve garanti süreleri gibi birçok detay anlatılıyordu. Bizler ise onları dinliyorduk. Tarifi en güzel ve etkili yapan kişi dikkatimizi çekiyordu. Bir ürünün diğer üründen daha kaliteli veya verimli olduğundan değil, sunumu yapan kişinin ikna kabiliyeti ve fesih üslubu bizde bir iz bıraktığını fark ettim…

Aslında bilinmesi gereken tüm işlerde bir tarif ve “tarif ediciye” ihtiyaç vardır.  Bugün ticaret pazarlarına baktığımızda en çok önemsenen konu; pazara girebilecek argümanların kullanılması ve kendi malının tarifini/reklamını yapan elemanların olmasıdır… Bu vesileyle kendi ürününün tercih edilmesi olanağı yükselmektedir. Bu sosyolojik açıdan kabul görülen bir tespittir.

Bu sosyolojik tespit  “fikirler” için de geçerlidir. Kim kendi fikrine daha çok pazarlama alanı açtığında, toplumsal kabul o kadar fazlalaşıyor. Hatta toplumla uyuşmayan en süfli fikirler dahi topluma yoğun bir şekilde tarif edildiğinde kabul görülebiliyor. Belki bunun en somut örneklerinden biri, nüfusu % 99 Müslüman ülkelerde bile gayri-İslami fikirlerin kabul görülmesidir. Toplumun genlerine ters düşen ve maneviyatlarına yüzde yüz aykırı olan bu fikirlerin söz konusu etkiyle kabul görülmesidir.

Bu bağlamda diyebiliriz ki; Toplumsal gerçeklik bu iken, İslam davasını omuzlayan her davetçi kendi davasını en güzel şekilde tarif etmekle mükelleftir.  Hatta tüm peygamberlerin yaşam tarzına baktığımızda, ilahi mesajı en güzel şekilde tarif etmek için mücadele etmişlerdir. İnsanlığın ihtiyacı olan değerlerin tarifini üstlenerek toplum içerisinde mücadele etmişlerdir.

Bugün de davetçiler,  “ilahi mesajı” topluma taşımak için tüm imkânlarını seferber ederek “tarif etme” sorumluluğunu taşımaktadır.  Günümüz şartlarında sosyal medya ve iletişimin toplum üzerindeki etkiye baktığımızda bu alanın da boş bırakılmaması gerektiğidir. Bu alan üzerinde kendi davasının tarifini yapmak güçlü bir etkiyi bırakacaktır. Tabi bunu yaparken de bir birliktelik ve bir kontrol mekanizmasına bağlı olmak zorundadır. Kendi davasının tarifini yaparken, binlerce hatta milyonlarca dilin aynı anda ve aynı ifadelerle bunu dillendirmesi, sosyal medyaya bağımlı olan bir toplumda büyük bir etki bırakacaktır. Birkaç gün önce aile kurumuna dinamit konumunda olan “İstanbul Sözleşmesinin” kaldırılması için aynı anda ve aynı dille sosyal medyada işlenmesi, Türkiye’de gündemin birinci sırasına oturmuştu.

                Sonuç olarak; insanoğlunun, suya, yemeğe, libasa ihtiyaç duyduğu gibi ilahi değerlere de ihtiyacı vardır. Toplumsal selamet, huzur ve güven için “ilahi vahye” ihtiyaç olduğu şüphesizdir. Bu konuda farkındalık yaratmak ve bu konuda toplumu ikna edecek “tarif edicilere” ihtiyaç vardır.  Bu tarifi yaptığımız oranda karşılık bekleyebiliriz. Peygamberlerin mesleği olan “tarifi” en güzel şekilde yapmak her Müslümana, özelde davetçilere yüklenilen bir farizadır