Eskiden CHP merkezli tartışmalar “sol siyasete yakınlık” etrafında tartışılırdı.
Partinin soldan uzaklaştığını iddia edenler olurdu bazen, birileri buna öfkelenir aşırı solun partiyi Atatürk’ün çizgisinden uzaklaştırmaya çalıştığını söylerlerdi.
Farklı hizipler arasında güç savaşları ortak çıkarların zedelenmesi ihtimali olan sınırlara kadar gider orada dururdu.
Askere yakın olanlar vardı her zaman ve onlar daha bir havalı olurdu.
Monşerlerin de önemli bir boşluğu doldurduğu söylenirdi.
Arada “sağ partilerle” ittifak kurduklarında ihale avcılarına da yer verirlerdi partide; ama her zaman öncelik bürokraside yerleşik olarak kalmaktı.
Ekrem ile beraber her şey değişti.
Bazen Kemalist, bazen solcu, bazen liberal, bazen muhafazakar; ama her zaman ihaleci olan ve aslında “her devrin adamı” olan çok sayıda kişi parti koridorlarında arzı endam etmeye başladı.
Ekrem “her kesime” hitap ediyordu ya bu inanılmaz bir özgüvene sebep oldu.
Hiçbir yerden ve hiç kimseden sakınmadan “iş yapmaya” başladılar.
Nasıl olsa “sermaye ve küresel güç odakları” söz vermişti Ekrem’i başa geçirmeye.
Ekrem başa geçince “bütün kapılar” açılacak, “bütün defterler” yenilenecekti.
Parti içinde kırsaldan merkeze doğru bir çalışma başlatıldı.
İstanbul Belediye başkanının bir ayın üçte ikisini il dışında “siyasi faaliyetlerle” geçirmesini çok da tehlikeli bulmadı Kılıçdaroğlu.
Ta ki İstanbul teşkilatı “elden kayıp gidinceye” kadar…
İhaleciler ve “pavyon muhabbeti” o zaman başladı; ama iş işten geçmişti.
İstanbul Belediye başkanı, CHP’nin başına birini seçtirdi ve ona talimatla iş yaptırmaya başladı.
İl başkanı Canan Kaftancıoğlu’ndan talimat almanın intikamını böyle aldı Ekrem.
Ama “Silivri soğukları” bir anda ortamı buz gibi yaptı.
Sokaklara çıkanlar yoruldu, ihalecilerin bir kısmı sıkıldı ve “pişmanlık” duymaya başladı.
İşte “butlancıların” umutlanması da tam o sıralarda başladı.
İpin ucu görününceye kadar renk vermemeye çalıştı Kılıçdardoğlu.
İpin ucu görününce de “bir çıktı, pir çıktı”
“Arınacağız” diye haykırmaya başladı.
Bir zamanların “bilge piro”su, “Gandi Kemal”i bir anda “hain Kemal” oluverdi bazılarının gözünde.
“Ben Kemal, geliyorum” demişti daha önce; ama istediği yere gelemediği gibi, durduğu yerden de gitmek zorunda kalmıştı.
“Hesap uzmanıydı” ve bu kez hesapları tutmuş gibi görünüyor.
“Arınacağız” diyor ve bunun manasının ne olduğunu aslında herkes biliyor.
Şimdi CHP bölünmenin eşiğine gelmiş gibi görünüyor.
“Emanetçi Özgür” ne yapacağını şaşırmış durumda ve sürekli “Silivri yollarını” arşınlıyor.
“Pişmanlık duyanlar” artıyor ve kendi etrafındaki çember de daralıyor.
“Silivri soğuklarını” ensesinde hissetmeye başlamış olmalı ki, gerginliği artıyor.
İnsanın aklına şöyle bir soru takılıyor:
Silivri ziyaretleri “oranın havasına alışmak” için olabilir mi acaba?